
PERA EDEBİYAT – ERCAN KESAL SÖYLEŞİSİ
“Tıp Fakülteleri’nden yazar, şair, senarist, müzisyen…bazen de doktor çıkar!” sözünün karşılıklarından birisiniz. Siz uzun yıllar doktor olarak çalıştınız ancak bizler sizi asıl olarak yazdıklarınızla, oynadıklarınızla tanıdık. Sizi sanata götüren yol zorlu muydu, nasıl gelişti?
Hayat denilen bir türlü anlamlandıramadığımız bu tuhaf yolculuk ancak sanatsal yaratılarla katlanılır hale gelir. Zorlu bir hayatı kolaylaştıran bir seçimdir sanat esasında. Bu yüzden ben de bana iyi gelen yolu seçtim. Belki de şöyle söylemek lazım: ‘’Hayatın zorlu kaosundan sanatla nasıl çıkmayı başardınız?’’ Kitaplara, kelimelere rastladığım ilk an kurmacayı da fark ettiğim andır. Kurmacanın gücünün ‘’işte hayat bu, başkası yok’’ denilen yalanı nasıl berhava ettiğini de gördüm ve iman ettim.
“Peri Gazozu”, “Cebimdeki Ekmek Kırıntıları”, “Cin Aynası”, “Nasipse Adayız”… Hikaye içinde hikayeleriniz var ve bir şekilde bağlantı noktaları ortaklaşıyor. Okurken iç sesimizin, hayranlıkla, “ama nasıl bağlayabiliyor şimdi buraya?” dediğini itiraf etsek, bize ne dersiniz?
Zaten bağlanmış olanları açığa çıkartıyorum. Deneyimlerim, şahit olduğum ve dinlediklerim o bağlantıları fark etme feraseti kazandırdı bence. Kişisel olanla kültürel olanın ortak bir alandaki buluşmasından söz ediyorum. Hepimiz büyükçe bir hafızanın parçası ve devamından başkası değiliz. Bizden önce var olan, bizden sonra da devam edecek olan büyük bir mirasın şimdilik sahipleriyiz!
Sizi okumak da izlemek de çok heyecan verici. Pek çok okurunuzun, izleyicinizin; hayatına, duygularına dokunduğunuzu biliyoruz. Sizin yaşamla kurduğunuz bağda, kendinizi ifade edişinizde yazmak ve oynamak arasında nasıl bir bağ var?
Yazmak ya da oynamak; her ikisi için de hiçbir eğitim almadım. Bu durumu avantaja dönüştürmeyi öğrendim ama. Edebiyat yapmadan yazmak, artislik yapmadan oynamak! Gerçek hayatta da rolünü iyi oynamak böyle bir şey değil mi zaten. Kendin olmaktan vazgeçmeden yaşamak ve kendini en ön sıradan oyunu ya da filmi izleyen seyircinin yerine koyabilmek. Bir de galiba senaryoda yazılmayanı oynamaktan çekinmeyen birisiyim, bu da bana ve elbette yönetmene ilham veren yeni fırsatlar sunuyor.
Senaryosunu yazdığınız, başrolünde oynadığınız “Nasipse Adayız” filminiz bize kamu kurumlarını, işleyişini hatta kamu çalışanlarının tanık olduğu pek çok olay ve olguyu yakından bildiğinizi gösteriyor. Bilmek bir yana bu bilgiyi pek çok ayrıntısıyla aktarabilmenizin bir sırrı olsa gerek?
Başımdan geçti baştan sona. Eksiği var fazlası yok! Otobiyografik olmasa da otoetnografik anlatılardır hepsi. Kendi yaşadıklarıma dışardan bakabilmeyi öğrendim. Biraz önce sözünü ettiğim kişisel olanla kültürel olanı aynı perspektifte buluşturabiliyorum galiba. Zaten aynı yerde kesişip birbirlerini büyüttüklerini iyi biliyorum.
Bilmeyi çok isteriz, sizin “yaralarınız nedendir”?
İnsanı ya büyük acılar ya da büyük aşklar olgunlaştırır. Ama öncelikle bunlara düçar olmaktan sakınmamak gerek. Anadolu’nun ortasında doğdum büyüdüm. Çocukluğum da ergenliğim de yeterince yaralanmaya müsaitti! Erken yaşlarda politik hareketlerin içinde yer aldım. Memleketseverliğin coşkun ve hiçbir şeyle ölçülemeyen tutkusuyla geçti ömrüm. İyi ki de böyle oldu.
Bu sayımızın teması olan Sevgi Soysal’ın cezaevi yıllarında kaleme aldığı, “Erken kalkmamız mı isteniyor? Ben daha erken kalkıyorum”, “Benim seçtiğim tutukluluk, yine de özgürlük demektir” cümlelerini anarak, sizin özgürlük anlayışınızı sorabilir miyiz?
Sevgi Soysal’ı çok severim. Böyle mi söylemiş, bunu ilk kez öğrendim, buna da çok sevindim. Aynı sularda yüzüyorum demek ki, ne güzel. Ben de ‘’yoruldukça dinlenen’’ biriyim. Bir şeyi yapmakta çok mu zorlanıp sıkılıyorum, özellikle onunla uğraşırım. İstikrar denilen şey zaten yerine getirmekten sıkılıp vazgeçtiğiniz şeyi sabırla ve sürekli yapabilmektir. Kendine saygısını kaybetmeyen insan özgür insandır.
Ve Sâdi-i Şirazi ‘nin sözleri
“Bir ömür daha lazım biz öldükten sonra,
Çünkü bu ömrü sadece umutlanarak geçirdik.”
Sizin umutlanmaktan ziyade bu ömürde hayata geçirdiğiniz çok şey olduğunu düşünüyoruz. Bu güzel söyleşi için ve bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.
