Neşe Snaet – Yeşil Kadife Koltuk

Ah Müzeyyen Hanım koca çınar, sen de göçüp gittin bu diyardan. Hayırsız evlatların daha toprağın kurumadan mal kavgasına düştü.

“ Emine hanım, temizleyiver annemin evini, işe yarar bir şeyler var mı bak bakalım. Onları ayırırız. Geri kalanları da ihtiyacı olanlara verirsin.”

İşe yarar bir şeyler… Mesela şu tül perde, sen biliyor musun annenin günler geceler boyunca sizi beklediğini pencerenin önünde. Peki ya her gün suladığı camgüzelleri, sevgiyle büyüttüğü o begonyalar. Her süpürge tutuşumda, aman dikkat et Emine’ciğim bu halıları oğullarım ta İranlardan getirtti, dediği ipek halılar.

“ İşine mola ver de hadi bize bol köpüklü bir kahve yap!”

 Kahvesini içerken oturduğu yeşil kadife koltuğu. Ah o yeşil kadife koltuk ki üzerinde kah güldüğü kah ağladığı, sarman kedi Ziya’nın Müzeyyen hanımdan fırsat buldukça oturduğu. “Belim ağrıyor Emine’ciğim yastık koyuver sırtıma, bunun önüne puf mu alsak, romatizmam tuttu yine, ayakcıklarımı uzatayım.”

Kaç para eder ki ha Hasan Efendi? Sen okumuş adamsın, hesap kitap bilirsin, söyle bana eder mi üç kuruş?

Ha bir de öğlenleri şekerleme yapmadan önce alaturka müzikler dinlediği radyosu var. Eski usul, hani şu kanalları bulmak için çevrilmesi gerekenler. “ Aç Emine’ciğim ajans başlıyor dinleyelim, bu akşam musiki gecesi, sesini açıver bak rahmetlinin en sevdiği şarkı çalıyor:

“ Bir ilkbahar sabahı… Güneşle uyandın mı hiç?

Çılgın gibi koşarak, kırlara uzandın mı hiç?”

Bol köpüklü kahvesini mütemadiyen içtiği gül desenli kahve fincanları, Emine’ciğim oğullarım kapalı çarşından aldı onları, onlarda yapıver kahveyi. Peki, onlar kaç para eder?

“ Bu bayram çocuklarım geliyor, vitrindeki sarılı yemek takımlarını indiriver, güzelce tozlarını al” O kadar çok tozlarını aldım ki o altın çizgili yemek takımlarının ama hiç kullanılmadı onlar biliyor musun, iyi para ederler.

Ziya yine oturmuş başköşeye, tüllerin hiç kapanmadığı pencereden güneş damlıyor içeriye. Isıtıyor Ziya’yı, ısındıkça mayışıyor kedicik. Toprağın bol olsun Müzeyyen Hanım, yeşil kadife koltuğun emin ellerde…                                                             

Bir yorum

  1. Sevim Burak’ın “Pencere” adlı öyküsünü hiç okudunuz mu? Öykünüzde benzer nüanslar yakaladım. Koltuk, pencere, kadın, yeşil şapkalı adam yerine yeşil kadife koltuk.
    Müzeyyen Hanım’ın ardından “İşe yarar bir şeyler arayışı” Aslında evde o güne kadar işe yarar gözle görülür bir şey yok. Evi ve eşyaları işe yarar hâle getiren, değer katan ve anlamdıran Müzeyyen Hanım. Sonrasında hiçbir şeyin anlamı yok. Müzeyyen Hanım’a biçilen değersizlik kavramının yerini eşyalar alıyor.
    “Tül, perde metaforu” Eril Hakimiyetin kadın üzerinde etkisi. Tül olan kadın daha şeffaf iken perde olan erkek bir engel teşkil ediyor. Yapmak istenenlerin önüne set çekiyor.
    Evin çiçeği konumundaki Müzeyyen Hanım, pencere önünde çiçek yetiştiriyor. Ne kadar güzel olduğunun dillendirilmediği bir evde güzelliği sergilemeye çalışıyor. Aslında cam güzeli kendisi. Çiçek, bir çiçeğe bakıyor.
    Oğlunun İran’dan getirdiği ipek halı. Halının başka bir ülkeden gelmesi bile oğlunun evden çok uzakta olmasını ifade biçimi. Halının ipek olma vurgusu ne olursa olsun oğluna toz konduramaması ve annenin halıya ipeksi dokunuşu. Evladının saçını okşar gibi. “Halı metaforu” Eşi gibi oğlu da anneyi ve kadını ikinci planda görmüş. Her adımında ayağına takılabilecek halı örneği.
    Radyo, kadının yalnızlığında bir sese hasret kalması. TV değil, çünkü gelen yok. Görsel hafıza yok olmuş. Radyo frekansıyla eski günlerin mutluluk arayışında. Frekans ayarıyla bir geçmişe, bir bugüne, bir de geleceği sorgulama biçimi.
    “Sırtına yastık, ayağına puf” Müzeyyen Hanım, artık rahata ermek için ölümü bekleyişi. Kendini ölüme hazırlıyor. Sancıları olan beklemelerinin son bulmasını istiyor. “Gül desenli kahve fincanı ve vitrinde sarılı yemek takımı” Öldüğünde yemek takımlarıyla servis yapılmasını istiyor. Kefene sarılıp tabıta konulacak hâle gelmişken yemek takımlarının en azından vitrinden çıkarılıp servis edilmesini istiyor.
    “Sarman kedi Ziya” Müzeyyen Hanım’ın ölümüyle yani artık bir kadının ölümüyle erkeğin onun yerini dolduramayışı. Bir nevi palto, ceket vardıya değişikliği. Ziya aslında eşi. Onu sarmalamayan, yerinden yurdundan eden, huzur vermeyen, pencere önünde beklemeye alıştıran huzursuzluğun adı. Emeğinize sağlık. Sevgiler.

Yorum yapın