
Herkes kendi yastığını alıp geldi. Biri hanım, diğeri efendi gibi girdi yatağa. Yatağın bir ucuna biri, öbür ucuna diğeri kıvrıldı. Tesadüfen yan yana gelmiş iki yolcu gibiydiler. Önce kadının şeklini aldı yatak, sonra adamın…
Kadın başını kaldırdı. Bir adama, bir de omuzlarının darlığına bakarak, “Bu kadar geniş olabilir mi bir adam?” diye düşündü. Yüzünü duvara döndü. Duvar kadına karşı geldi. Kadının nefesi buz kesti. En güzel ikili, “Nefes nefese,” derken, nefes alıp vermekte güçlük çekti.
Herkes kendini uyanık sanıyor. “Yatıyorum” dedi kadın. Ayaklarını karnına doğru, yorganı omuzlarına kadar çekti. Annem gibi ölüm de beni pusuda bekliyor. Bir yanlışıma bakıyor her şey. Annemin istediği “Başkalarının kızları gibi,” olamadım hiç. Kendimde olamadım. Başkası benim yerimde olmayı çok istedi, onlar da başaramadı.
Sağımdan soluma, solumdan sağıma dönüyorum uyku tutmuyor. Yüzükoyun yatıyorum olmuyor. Bu sıkıntı da boğmuyor beni. Yüzünü değiştiriyorum yastığın. Yastık bile ağlayacak omuz olmuyor, yüzüme gülmüyor. Gülmeyince insan, yastığın bile yüzü soluyor.
Kadın, “Bey,” diye seslendi. Adam, efendiliğini bozmadı. Adam ölmeye yattı. Yatağına terk edildi kadın.
Allah aşkına bir öl bakalım, nasıl ölüyorsun? Benim için, “Sana ölürüm,” diyen bir sen vardın. Artık kimse ölmez bana. Sakın ocak ayında öleyim deme, ocağım sönmesin. Öleceksen kasımda öl. Asker gibi selamlarım seni. Aralığından bakarım gölgenin…
Bir ağaç gibi devrildin yanı başıma. Son yaprağın yeşil olacak diye çok bekledim. Kök de salamadın hayatıma. Bir adamın güvenliği bile “anne kızlık soyadına” bağlıyken kendimi senin yanında güvende hissedemedim.
Deli gibi yatarım bilirsin, üstümdeki yorganı atar gibi seni de atarım. Yataktan kalktığım gibi ilk terliklerini kapıya koyacağım. Seni de yanına. Ağıt yakmamı hiç bekleme. Kâğıt bile tutuşturmam senin için. Sesimi kaldırarak ağlamam bilesin. Tez vakitte birini bulurum.
Dizlerini döven karısı gibi demircinin ateşe atamam kendimi. Penelope gibi de bekleyemem. Gittiysen gittin, ne yapayım şimdi? Seninle birlikte ben de mi öleyim? “Ölenle ölünmez,” derler. Neden öleyim senin için?
Biz seninle hangi yola çıksak o yol gözümüzde büyürdü. Ne zaman yanımda yürüsen hep penguen gibiydin. Bense bir o kadar özentisiz. Önemli olan birlikte yürümekti, gösterişsiz. Sen hiçbir zaman bana sahip çıkmadın. Solumda olduğun kadar sağımda durmadın. İkimizin içinde Selim İleri’den kalma ‘Cumartesi Yalnızlığı’ Ben de az değilim biliyorum. Dizlerimi kırıp oturmadım dizinin dibinde. Sakın bekleme beni, yanına gelmem. Benim yerime ziyaretine annen gelsin, o karalar bağlasın. Artık benim başım bağlı değil.
Hele bir öl bakalım nasıl ölüyorsun? Karnının üstüne mum dikeceğim. O da eriyip bitecek benim gibi. Sönmesine, o da sönecek. Çok da ipindeydin sevdamın…
Keşke aşkına hiç karşılık vermeseydim. Ahmet Arif’in Leylâ Erbil’i olsaydım. Hasretimden prangalar eskitseydin. Abdürrahim Karakoç’un Mihriban’ı, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın Ayten’i, Nazım Hikmet’in Piraye’si olsaydım. Hani olmaz ya, Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Edip Cansever’in Tomris Uyar’ı olsaydım. Hepsinden geçtim. Ölünün arkasından konuşulmaz ama illa edebî bir şey söyleyeceksem, Melih Cevdet Anday’ın simitçi, kahveci, gazozcusu olmanı sevdim.
Bilseydim erken öleceğini, bu zamana kadar elimde tutmazdım seni. Hiç göz boyamadım ama yaşasaydın ilk fırsatta seni gözden çıkarırdım. Elimde değil işte elin. Şimdi yoksun ya döküyorum içimi. Ölüsüne ağlar mı insan? Başında da beklemez. Ben sana hastaydım, iyileştiremedin beni. Çare olamadın deva bulmaz dertlerime. Gün geçtikçe kötüleştim seninle. İyi geldiğinde oldu. Kötülüğün hep iyiliğindendi.
Ben hiç kapımın önünü süpürmedim. İstemedim kimse kapıma gelsin ya da kapımda ölsün. Kimsenin kapısının önünden de geçmedim. Bazen yanlış yola sapmak istedim ama onu da başaramadım. Ara sıra çamura batıyor ayaklarım ama ara sıra… Bu, evin yolunu bulmamam için bir neden değil.
Allah seni inandırsın. Ben inanmıyorum öldüğüne. Kaç kere attım da pencerelerden kendimi. El açanların avucuna düştüm. Bir dua gibi yükseldim sana. Ölemedim işte senin gibi.
Senden sonra herkes adımı unutacak. En kötüsü de “Hanım,” diye çağıranım olmayacak. Yanında öyle beylik laflar etmek istemem. Kocakarı olmayı hiç istemem. Kadınlık koca, kocalık kendini unutabilen kadın ister. Düşündüm de erkeksiz bir yatak, kadınsız bir yatak kadar dağınık olamazdı…
Adam yastığını alıp gitti. Kadının şeklini aldı yatak.
Uykudan Önce, Pandemiden Sonra Kolektif Kitap, Dağhan Külegeç Yayınları, 1.Baskı, Nisan 2021, s. 269-272)
Tolerans Kültür Sanat Edebiyat Dergisi E-Dergi, Sayı 17, Kasım 2023, s.36-38
