Adnan Gerger – Destina! O Sonsuz An – Demet Eşmekaya (İnceleme)

“Destina! O Sonsuz An” [1] ve Onun Öykü Kitabı…

                                                                         Adnan Gerger

— Bu tür öyküleri etkili yazmak o kadar kolay değil.  Hem öykünün öykü olması için kurallarını yerine getireceksin, hem kısa öykü yazacaksın hem de içinde bir romanı okuyormuşçasına düşünceler, duygular yaratacaksın. Bunu başarmak büyük cesaret ister.

Bazı öyküler vardır; öykünün yazma disiplininin önünde boynu kıldan incedir ama onu daha mükemmel hale getirmek için onu yıkmaya çalışır. Öykünün kendisi, öyküyü oluşturan ögelere dair ne varsa estetik şiddetini en üst düzeye tırmandırır, tüm itirazıyla birlikte… Bu da yetmez. Öykünün içinde nice öykülere kapıyı aralar ki; sonsuzluğa akan bir nehir olsun, okuru bir girdap gibi içine çeksin.  

Bu öyküler; gelenekselliği içinde taşımasına rağmen geleneği ve öykünün o klasik yapısını önce zelzeleye tutmuş gibi sallayıp sonra anlatımdaki yenilikçi tavrıyla ortaya çıkan öykülerdir. Anlatılmayanı anlatan ya da yazılması çok zor öyküleri Demet Eşmekaya dilini de zorlayarak en iyi biçimde sunmaya ve okura dokunmaya hatta tutunmaya çalışıyor.    

Bu tür öyküleri etkili yazmak o kadar kolay değil.  Hem öykünün öykü olması için kurallarını yerine getireceksin, hem kısa öykü yazacaksın hem de içinde bir romanı okuyormuşçasına düşünceler, duygular yaratacaksın. Bunu başarmak büyük cesaret ister.

İşte, “Destina! O Sonsuz An” adlı kitap, nitelikli bir deneyim ve birikim sonucu karşımıza çıkan ve maalesef sayıları çok az olan bu öykülerin toplamı bir kitap. Demet Eşmekaya tarafından yazılan öykü kitabında yer alan on yedi öykünün de tamamı, piyasada birbirine neredeyse içeriğiyle, içeriğinden vazgeçtim kelime kelimesine mırıldanan, günün eğilimine ve popülizmine uygun ve ne acı ki sıkça övülen öykülerin hiç birine benzemiyor. Öyküleri gibi yazarı da öyle… Yazar Demet Eşmekaya, birçok dergide öyküleri yayınlanan bir yazar olmasına karşın nedense öykülerini ve kendisini gizleyen, her edebiyat etkinliğine katılıp da sessiz duran birisi. Oysa onun öykülerini okuyunca okuma ve yazmaya verdiği emeğini ve bilgisini, nitelikli edebiyatı kendisine yaşam biçimine dönüştürdüğünü anlıyor, insan. Bu farklı oluşunun nedeni,  uzun yıllar TÖMER’in Dil Dergisi’nin editörlüğünü ve gazetecilik yapması, bazı kitap okuma gruplarının kurulmasına ön ayak olması gerek. Lafın sırası gelmişken söyleyeyim, gönül vererek beklentisiz bir şekilde edebiyatın işçiliğini yapan hiçbir kimseye bağımlı olmadan bir başlarına üreten bu yazarları farkında olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.  Bu yazarların; piyasada söz sahibi endüstriyel edebiyata ve bu endüstriye göbekten bağımlı starlaştırılmış (!) yazarlara karşın inatla ve büyük bir gururla var olmalarını çok değerli buluyorum.

Yukarıda öykülerinin de farklılığından kısaca bahsetmiştim. Şimdi de böyle nitelendirmemin gerekçelerini örnekleyeceğim. Öncelikle kitaba da adını veren “Destina! O Sonsuz An…” öyküsüyle başlamak istiyorum. Bu öykü,  13 Mart 2016 tarihinde Kızılay Güvenpark’ta otobüs duraklarında düzenlenen terör saldırısında yaşamını yitiren 16 yaşındaki Destina Peri Parlak için yazılmış bir öykü. Yazar Demet Eşmekaya, bu öyküyü nasıl yazdığını ve hikâyesini anlatınca üst üste beş kere okudum. Bu öyküyle birlikte diğer öyküleri de bir nefeste okuyunca bu kitap hakkında yazmam gerektiğine o an karar verdim. Annesi, Destina Peri Parlak’a iki buçuk hamileyken babasını bir trafik kazasında yitiriyor. Yani Destina Peri, bir yetim olarak dünyaya geliyor. Anne tek bir başına Destina Peri Parlak’ı onu güzel bir insan olarak büyümesi için inatla hayata diretiyor ta ki o güne kadar. Hacer’in bu zor hayatında yanı başında olanlardan biri Demet Eşmekaya… 3 yaşından katledilene kadar Destina Peri ellerinden büyüyor.  Demet Eşmekaya, o gece anne Hacer’le birlikte Güven Park’a ilk koşanlardan biri ve Destina Peri’yi bulmak için morg morg geziyor. Bu acının yaşandığını ve bu acıya nasıl dayanıldığını hayal bile edilemezken Eşmekaya, Destina Peri’nin de öyküsünü yazarak onu ölümsüzleştirmek istiyor. Bu anlaşılır bir şey. Anne yarısı sayıyor kendini. Onu bekleyen tehlike, yazacağı bu öykünün bir ağıda dönüşmesi, öykünün öyküden çıkararak salt duygusal sözlerle ifade edilen bir metin olması. O bu tehlikeyi göze alarak, bu acının tanıklığından ve o duygusallığından sıyrılarak bu öyküyü kaleme alıyor. Böyle bir öyküyü gereği gibi yazmak gerçekten çok zor ancak o bunun altından edebiyata olan saygınlığını da yitirmeden altından kalkıyor.

“En ağır gece… Dışarıda tüm zamanların en tarifsiz acısı, mevsimlerin en derin soğuğu var. Her yer zemheri, her yer gözyaşı, her yer bağırış çağırış. Görmek duymak istemiyorum, tek umudum aklımı yitirmek, biliyorum. Ölüm kokuyor burası. Gelmiş geçmiş tüm ölüm kokuları buraya sinmiş. İlkbahar havada bir ölüm kokusu gibi…”

Öyküye bu paragrafıyla başlayan Demet Eşmekaya, okura bu korkunç trajediyi ve yaşanan acının nasıl bir acı olduğunu bizi edebiyatın gücüyle anlatıyor.

“Destina, ölü yıkayıcı kadınların insafıyla açılan morgun kapısının ardındaydı. Güzelim yüzündeki kıymıklar, bedeninde açılan yaralar ve en acısı kapanmayan gözleri. Hepsi ardındaki sırsız bir aynaya bakıyordu… Hesap sorar gibi bakan bu gözlere kim yanıt verebilir?”

Tarifsiz acıyı bize yaşatanlardan hesap sorulabilmesi, bu felaketi bize yaşatanların yanına kar kalmaması gerektiğini anlatabilmek ancak bu cümlelerle mümkündü. Bu öyküde Eşmekaya, derin bir acıyı ve aynı zamanda toplumsal bir yarayı dilsizleştirerek nasıl anlatılacağını bize gösteriyor.  

Eşmekaya öykülerinin yapısını oluştururken asla abartıya gerek duymuyor. Duymuyor çünkü, kadınların toplum içerisindeki varoluş sorunundan bireyin özgürlük arayışına ve mücadelesine kadar işlediği konular onun dilini kendiliğinden özgünleştiriyor.

“Şimdi sana dokunamıyorum diye başka anlamlar yükleme sevgili, ayıp var ayıp… Ayıbı da geçersek günah olur her şeyden önce yasak. Anlıyor musun beni, yasak. Benim Adım Asiye…” (Namus Sınavı)

“…Bohçam elimde merdivenden inemedim. Bir elimden tuttu Hüsnü ama ben adımımı atamadım. Yapamadım. Dünyanın tüm yükü omuzlarıma binmişti, sanki ağırlaştım. Hüsnü fısır fısır bir sürü şey söyledi. ‘Bize yazık etme, gel’ dedi. ‘Biz,’ dedi. ‘Gelecek,’ dedi, yalvardı, yakardı. Eridi karşımda ama ben o merdivenden inemedim.” (Sevda Karası)

“’Bitti’ diyor. Kafası yerde, ‘Bitti’. Sonra hızla kafasını kaldırıp, güçlü görünmeye çalışarak ‘’Sen içerideyken çok şey değişti’ diye söze başlıyor.” (Karşılaşma)

Yukarıda alıntılar yaptığım gibi aslında tüm öykülerinde yalın öyle çıplak karşımıza çıkıyor Eşmekaya. Hesapsız kitapsız. Çünkü bu sadeliği, son derece ilginç ve beklenmeyen sürpriz finalleriyle öykünün sonuna kadar okuru diri tuttuğunu biliyor.

Eşmekaya’nın bu kitabı bir an önce okunmalı.


[1]  Destina!O Sonsuz An… (Demet Eşmekaya, Papirüs, 1.Baskı, 2024, İstanbul )

Bir yorum

  1. Bu kıymetli yorum için sevgili Adnan Gergere ne kadar teşekkür etsem azdir

Yorum yapın