
“Ben minimalistim,” diye cevapladı soruyu aday. “Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünürüm. Tüm kontrolü elimde tutmak isterim. Bütün kararları kendim almak. Sürprizlerden hoşlanmam, mucizelere inanmam. Yaptığım tercihler sonuçları, yürüdüğüm yol adresi belirler.”
“Ben maksimalistim,” diye cevapladı aynı soruyu diğer aday. “Detaylara takılmam. Nedenler sonuçlar beni hiç ilgilendirmez, zira fazlasıyla dengesiz ve değişkendirler. Resmin bütününe bakarım. Görünenin ardında saklı kalanın peşine düşerim. Sürprizler yaparım, mucizeler beklerim. Aslına bakarsanız her yol aynı adrese çıkar.”
Ayrı ayrı sınava girdikleri salonda, verilen kararı öğrenmek üzere jürinin önünde ve ayakta dikilmekteydiler şimdi. Her ikisinin de mezuniyet puanları yüksek ve eşitti. Dolayısıyla bu dönem, bir değil iki birinci vardı. Peki aday oldukları görev kime verilecekti? Sorunun cevabını jüri başkanı verdi:
“Mülâkatta da eşit derecede başarı sağladınız,” diyerek başladı konuşmasına. “Ancak ikiniz de talip olduğunuz görevi tek başınıza yüklenecek yetkinlik gösteremediniz. Biz de sorumluluğu ikiye bölmeye karar verdik.”
Ardından başıyla ilk adayı işaret etti: “Sen cüz’i,” dedi ve akabinde gözlerini ikinci adaya çevirerek ekledi: “Sen de külli işlerden sorumlu olacaksın.”
İşte böyle bölündü ikiye yolu kaderin.

Kelime sarfiyatı yapmadan, hedefin on ikiden nasıl vurulacağını gösterir net bir örnek.
Tebrik ediyorum, çok beğendim.
Çok iyi… Kalemine kuvvet, gönlüne ilham.