Ali Nurdoğan – Ali Teoman Gizli Kalmış bir İstanbul Masalı ve Edebiyatımızda Postmodernizm Üzerine Düşünceler

“What does it mean by speak friend and enter?” asked Merry.

That is plain enough” uttered Gimili, “If you are a friend, speak the password and the doors will open. Thus you’ll be able to enter.”

“Yes,” mused Gandalf, “these doors are probably governed by words…”

                                                   Tales from Babylon, Oscar Wedgewood[1]

Ali Teoman’a erken bir şöhret sağlayabilecek fakat oynadığı edebi oyun nedeniyle ona ait olduğu çok sonradan, kendisinin söylemesiyle anlaşılan Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı öyküsü böyle başlar. Haldun Taner öykü yarışmasına katıldığı öykünün ki buna novella demek de mümkündür, Nurten Ay imzasıyla birinci olacağını ve oyunun ortaya çıkmayacağını bilir gibidir Teoman. İlgili dönemde bu edebi oyuna ilişkin kimi şüpheler uyansa da yazarın kimliği Teoman açıklamadıkça sır kalmaya devam etmiştir. [2] Kitabın girişindeki bu alıntı Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi kitabından olmasına rağmen uydurma bir yazar ve kitap ismiyle birlikte yazılması aslında jüri ve okurlar için kimliğe ilişkin yaptığı ilk uyarıdır.

Bugün avangart modernist olarak nitelenen James Joyce’un Ulysses yapıtının içine yerleştirdiği yüzlerce bilmeceye nazire yapar gibidir Teoman. Giriş bölümündeki alıntı şifreyi bilenin kapıyı açtığı, kelimeler tarafından yönetilen bir kapının tasviriyle Teoman’ın bizi kendi edebi dünyasının kapısının önüne getirmektedir. Bununla birlikte görünen o ki şifre kendisi tarafından açıklanmasa belki de hiç çözülemeyecektir ve o dünyanın içine girilemeyecektir. Eserin adındaki masal tercihini zaten anlatıda kimliği silikleştirme amacıyla tercih ettiği düşünülebilir. Masallardaki gibi yaratılan dünya da bir varmış bir yokmuş…

Pastiş, parodi, oyunculuk ve anlatıcının (Özne) ölümü temaları ve biçimleri etrafında şekillendiği görülen postmodern edebiyatın da edebiyatımızdaki bir karşılığı olarak düşünülebilir Teoman. Onu tek bir yapının içinde anlamaya çalışmanın yaratacağı tehlikeler olsa da postmodernizm doğası gereği modernizme ve rasyonalizmin aşırılığına tepki olarak ortaya çıkmış olduğundan ve eklektik bir içerik oluşturduğundan onun yazınını da bu bağlamda ele almanın mantıklı olduğu söylenebilir. Teoman’ın anlatısında anlatıcılar değişmekte, özneler değişmektedir. Kitabın öznesinin Selim, Zeynep veya Elias’tan çok, Kuzguncuktaki konak, inci taneleri, sessizlik ve hatta ölüm olduğu bile düşünülebilir. Aslolan ölümmüş meğer ve “Vox et praeterea nihil” (Sadece ses, başka bir şey yok) diye biten üç farklı yapıda kurgulanmış, okurla oyun oynayan bu metnin mekânsal arka planı da elbette Teoman’ın diğer kitaplarında da üzerinde çokça oynamayı, genişletmeyi ve bozmayı sevdiği İstanbul’dur.

Zaman ve mekanla oynamayı çok sevdiği anlaşılan bir yazar olan Teoman’ın Uykuda Çocuk ölümleri kitabında kurguladığı polisiye biçim, aynı zamanda mekânsal bir anlatı haline gelir. [3] Bu romanını ve Konstantiniyye üçlemesini her ne kadar ayrıntılı olarak ayrıca incelemek gerekse de onun edebiyatını daha iyi irdelemek için bu noktada değinmek gerektiği düşünülmektedir. Kafka etkisinin Teoman üzerinde yazın anlayışındaki yoğunluğu bu romanda çok belirgindir. Ayrıca daha çağdaş bir örnekte bu durumun en ünlü benzerini P. Auster’ın New York Üçlemesi’nde görürüz.[4] Auster’ın üçlemesi postmodern edebiyatın en bilinen örneklerindendir. Gece gelen gizemli bir telefonun peşinde kahramanla birlikte okur da kaybolur, kimlik arar ve bu arayışta aynı hikâyenin ve arayışın farklı biçimlerine şahit olur. Teoman’ın anlatısında da kimliklerin belirsizliği ve arayışın bu bağlamda temel olduğu düşünülebilir. Uykuda Çocuk Ölümleri’nde zarfın içerisinde gelen merak uyandıran bir notun peşinden giden kahramanın polisiye biçimde çoğu zaman bir kısır döngü içinde hareket etmesini izler okur. Teoman’ın edebiyatında hareket kritik bir unsurdur. Teoman’ın mimar olması, Fransa ve İngiltere olmak üzere farklı ülkelerde yaşaması ve eğitim alması, onun anlatısını evrensel kılmakta, kurguladığı şehir ve mekân biçimlerini okurun aklına hikâye kadar etkili bir biçimde işlemektedir. Öyle ki onu okurken çoğu zaman kurguda isterse hiçbir şey olmasın, okuru tasarladığı yerlerde ve hayal dünyasının ufkunda gezdirmeye yeter ki devam etsin diye düşünür insan. Bu da onun edebiyatının okura verdiği hazzı açıklayan başlıca unsurlardan sayılabilir.

Postmodern düşüncede büyük anlatılar yoktur, dolayısıyla edebiyatta da olması beklenmez. Teoman için de izlenimler, hissedilenlerin yansıması ve okurla oynanan oyun esas gibi gözükmektedir. Alacakaranlık Günce, Café Esperanza gibi günlük ve anlatı denilebilecek kitaplarında bu durum daha da belirgindir. Özellikle Teoman’ın 1992 yazındaki üç aylık süreçte Paris’te sabah yataktan kalkar kalkmaz, kahvaltı dahi etmeden doğrudan birkaç saat yazı yazmasının kendi yazarlık okulunun önemli bir parçası olduğunu söylediği Alacakaranlık Günce’de izlenimleri ve hislerinin izi kolaylıkla sürülebilmektedir. Bu bağlamda yazının sezgisel bir edim olduğuna inanan yazarın bu güncelerinin okurla buluşabilmiş olması büyük bir şans. [5] Bu günce, yazar olmak isteyenler için de önemli bir deneyin notları olarak da görülebilir. Bu sayede yazar, başka deneyimlere de ilham olmaktadır.

Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı’nı masalsı kılan aşk hikayesi, ikinci bölümde yani novellanın gelişme bölümü diyebileceğimiz bölümünde ele alınmıştır. Teoman’ın eserlerinde aşka neredeyse mistik bir önem atfedilmektedir. Sesleri ve sessizliği çok iyi kullanan yazar leitmotifleri de eserinde ustalıkla kullanır. Öyküye masal adını vermesine neden olan şeylerden biri de Zeynep ve Selim’in aşk hikayesi ve konaktaki sevişmesidir. Bir de kendi ifadesiyle bu öyküyü masal olarak nitelemesi de gerçeğin göreceliliğini anlatır. “…Öykü bir masaldır, tıpkı onun esinini aldığı yaşamın da bir masal olduğu gibi. İş orada saklı olan masalsı ögeyi bulabilmektedir. Size bu yargının sebebini soracak olanlara, hiç tereddüt etmeden şu yanıtı verebilirsiniz. Çünkü görecelidir gerçek.”[6] Rasyonalizmin aşırılığına karşı görecelilik yine postmodern edebiyatın temel anlayışı sayılabilir. Öykü de böylece bu göreceliliği okura yansıtan bir aynaya dönüşür.

Her ne kadar eserinin odak noktası olmasa da Teoman, toplumsal olanın analizini küresel gelişmeleri ve yerele yansımasını dolayısıyla kendi çağını değerlendirmeyi de ustalıkla gerçekleştirmektedir. “İyi yaşamayı seven” Selim’i tasviri bunun akıldan silinmeyecek bir örneğidir. “Bu iyi yaşamak, hızlı yaşamak, yüksek yaşamak modası -evet, çünkü bağlamı değişik olsa da tam anlamıyla bir tür modaydı bu kitlesel eğilim- seksenli yılların hemen başında birçok diğer şey gibi ve belki biraz da dışarıdan öğrenimlerini tamamlayıp Türkiye’ye dönen bu gençler tarafından, doğrudan doğruya Amerika’dan ithal edilmiş, ardından da televizyon, basın ve sinema gibi kitle iletişim araçları yoluyla yaygınlaştırılıp benimsetilerek vazgeçilmez ve her şeyin üzerinde, bir standart, diğer tüm olguların ona göre ölçüldüğü, herkesçe kabul görmüş bir consensus haline getirilmişti. Eğer isterseniz, “düşlerin şablonlaştırma aşaması” adını da verebiliriz bu sosyoekonomik değişime. Ortalama bir genç Boğaziçi Üniversitesi’nde business okuma hayalleri kuruyordu artık ve böylece üniversite sınavlarında işletme fakültelerinin -hele eğer yabancı dille öğretim vermekte iseler- giriş puanları inanılmaz grafikler çizerek en tepelere fırlayıverdi birden. Onca senenin şampiyonu tıp fakülteleri bile yaya kalmıştı bu beklenmedik gelişme karşısında.”[7] Amerikan rüyasının geç kalmış bir Türkiye versiyonunu sunan bu yaşam tarzının merkezine yerleştirdiği karakteri Selim’in yaşam biçimini birkaç cümleyle bütün bir nesli tarif edercesine yazmıştı Teoman. “Yuppie way of life”

Biçimle oynamayı seven Teoman’ın eserlerinde bölümler üst üste yığılan yapılar gibi başlangıçta dikkat çekmemesine rağmen sonradan imgelerin ve şeylerin bağlantısını okurun zihninde detaylar vasıtasıyla birleştirmektedir. Kahramanlarıyla hikâyenin üzerine kurulduğu mekân ve zamanla oynarken aynı zamanda sıklıkla yapıyla da oynamaktadır Teoman. Türk Edebiyatı’nda farklı ve çarpıcı bir isim okumak isteyenler için Teoman’ın külliyatı genç yaşındaki vefatına rağmen oldukça geniş. Çoğu kitabı da okur için yeniden tekrar tekrar oynanacak bir oyun, edebi hazzın yeniden keşfine olanak sağlayan bir sığınak niteliğindedir.


[1] Ali Teoman, Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 1991, s. 7.

[2] Süha Oğuzertem, “Kayıp Yazarın İzi, Elias’ın Gizi”, Kitap-lık, No.59, 2003.

[3] Ali Teoman, Uykuda Çocuk Ölümleri Konstantiniyye Üçlemesi 1, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2002. 

[4] Paul Auster, New York Üçlemesi, İstanbul, Can Yayınları, 2004, ed. Cem Alpan, çev, İlknur Özdemir.

[5] Ali Teoman, Alacakaranlık Günce, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2017, s.9.

[6] Ali Teoman, Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 1991, s.11

[7] Ali Teoman, Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 1991, s. 22.

Yorum yapın