Banu Balaban – Uyku Arkadaşı

Sokak lambasının altında dikilmiş, dargın-kırgın-öfkeli gözlerle Rüya’nın karanlık penceresine bakıyorum. Uyku kokusu sinmiş kalın perdelerine. Daha iki hafta öncesine kadar bu evin sıcağına karışan ben. Kapı dışarı edildim.

Şişme montumun kürklü kapüşonunu örtüyorum başıma. Gelişigüzel topladığım saçlarımı sıkan lastik toka iyice geriyor saç tellerimi. Soğuktan kızaran ellerim çaresizce ceplerime sığınmış. Sokak, mutlak bir ıssızlığa ve ısırgan bir ayaza teslim. Sadece, bacaklarımın çevresinde bir sıcaklık. Yosma. Sürtüne sürtüne sarı tüylerini pantolon paçalarıma bırakan. Beni unutmamış. Üçüncü gözünün üzerindeki yumuşaklığı okşuyorum parmağımın ucuyla. Mırıltıları, uzaklardan gelen kart bir köpek havlamasına karışıyor.

Limon yeşili kanepede dizi izlediğimiz o gece. Üçüncü biranın saklı duyguları köpürten etkisiyle onu belinden kavrayıp kendime çekişim. Dudaklarından henüz öpmeden önce kulağına fısıldadığım: “Sana âşığım ben Rüya.” Yanağımda alazlanan tokadının izi.

İşte o geceden sonra. Uykumu kaybettim ben. Hem Rüya’yı hem rüyalarımı. Yersiz, yurtsuz kaldım. Boşlukta asılı. Bu hiçliğe karşı ruhumda beyhude bir öfke. İçimi soğutmanın tek yolu. Alacakaranlıklara sığınan bir hırsız olmak. Suçluyum. Rüya’nın pembe kalın kapaklı günlüğünü çaldım. Her bir sayfasında gözlerim kanayana dek kendimi aradım. Ve satırlarının koynunda yuvarlanırken aradığımı bulmam hiç de zor olmadı.

Adı Seda. Kantin camına astığım ilanı ilk arayan kız. İktisat okuyormuş. İyi birine benziyor. Kibar, konuşkan, sıcakkanlı. İçime sindi doğrusu. Annemler de onayladı. Artık ev arkadaşıyız. Umarım göründüğü gibi biridir. Çok heyecanlıyım. Üniversiteye başladığıma hala inanamıyorum.

Her daim aralık kalan saf demirden apartman kapısını itip içeri süzülüyorum. Çılgınca eğlendiğimiz o yılbaşı partisi dönüşü içim çıkana dek kustuğum serin antre. Beyaz sabun kokusu çarpıyor burnuma. Bugün temizlik günüydü sahi. Her Çarşamba. Kova kova sularla yıkayıp paklar taş merdivenleri Mehmet Efendi. Ayaklarım yolu biliyor. Usulca birinci kata çıkıyorum. İstatistikten kaldığım gün omzuna başımı koyup ağlaya ağlaya çıktığım basamaklar. Mermer eşiğin kenarındaki ince kırık. Paspastaki “home sweet home” yazısına takılıyor en son gözlerim. Birlikte çarşıdan aldığımız. Bacasından kalp tüten çizgiden bir ev. Işık sönüyor. Kıpırtısız duruyorum karanlıkta. Montumun sağ cebindeki soğuk metali avucumda sıkıyorum. Bu gece buraya kaybettiğim uykumun öcünü almaya geldim. Son kez hırsızlık yapmaya. Son bir kez.

Sonunda kendime gelebildim bu sabah. Ne fenaydı. O ateş mahvetti beni. Kırk dereceyi görüyordum neredeyse. Neyse ki Seda vardı yanımda. Kızcağız sabaha dek başımda bekledi. Sirkeli havluları alnıma koyup. Gözümü her açtığımda yüzüme diktiği endişeli bakışları. Koca gözleri ıslak ıslak. Üzüntüden ağladı diyeceğim neredeyse. Annemlere haber vermedim telaşlanırlar diye. O olmasa ne yapardım ben. 

Yuvasında dönen küskün anahtar. Ellerim ter içinde. Acaba açılacak mı kapı? Tık. Kilidi hala değiştirmemiş. Çelik kapı evin nemli sıcağına açılıyor. Şekerli parfümünün kokusu, reçinemsi tütün kokusu, tavada ısıtılmış patates yemeğinin kokusu. Ayakkabılarımı girişte bırakıp içeri adım atıyorum. İkimiz de sevmeyiz dışarının pisliğini eve taşımayı. Sokak lambalarının aydınlattığı loş holde kulağıma değen kupkuru sesleri dinliyorum. Duvar saatinin akışkan vuruşları. Buzdolabının bezgin çınlamaları. Genleşen mobilyaların biçimsiz tıkırtıları. Salondaki orta sehpada ters kapatılmış kahve fincanı. Falına hep ben bakarım. Kül tablasında ezilmiş birkaç ince izmarit. Kanepedeki kırlentler bedeninin ağırlığıyla şekil değiştirmiş, yamru yumru. Televizyon kumandası minderlerin arasına sıkışmış. Hep ben toparlarım evi uykudan önce.

Dün gece odama geldi Seda. Kâbus görmüş. Benimle yatabilir miymiş? Tuhaf geldi biraz. Ama yine de “Yat istersen” dedim. Çift kişilik yatağın ucuna ilişerek uzandı. Ürkek. Yüzü bana dönük. Elleri yanaklarına yastık. Gözlerinde değişik ışık oyunları. “Bu gariban ayıcıkta ne buluyorsun?” dedi. “Burnu kopmuş, kahve tüyleri keçeleşmiş, bakışları donuk”. “O, benim çocukluğum” derken içim ılık ılık oldu. “Kuki olmadan uyuyamam ben. Bir gece bile onsuz kalmadım.” “Olur da bir gün onu kaybedersen bana sarılır uyursun, ayıcıktan farkım yok zaten.” derken yayvan göbeğine pat pat vurdu. Saatlerce güldük karnımızı tuta tuta.

Yatak odasının kapısındayım. İnce aralıktan nefesinin sesi, tadı, kokusu sızıyor. Ensemdeki tüyler hafif bir ürpertiyle havalanıyor. Buzlu camın ardından yan yatmış siluetini seziyorum. Kıpırtısız. Kalbim kafesinde deli gibi çırpınıyor: “Ah, Seda! Neden tutamadın dilini?” Aşkını yutkunup öylece beklemek mi? İçindekileri gürültüyle ortaya döküp onu kaybetmek mi? Ah! Ahmaksın işte. Aptalsın. Şimdi hem uykusuz hem onsuz…

Nasıl alışmışım varlığına. Evde sesi, nefesi. Ama onsuz olmaya da alışmalıyım. Alışacağım. Meğer gizli gizli bana… Yazarken bile ellerim titriyor, içim bulanıyor. İğrenç bir histi, bira kokan ağzıyla… Neden? Neden her şeyi mahvettin sen? Artık Seda diye biri yok hayatımda. Bitti. Çok ama çok kızgınım. Hem de çok kırgın. Aldatılmak bu. Düpedüz kandırılmak. Düşünüyorum da beni sürekli gözetleyen bir yabancıyla aynı evin içinde yaşamışım yıllarca. Yok, onun için üzülmeyeceğim. Ne hali varsa görsün!

Rüya’nın uykuyla gevşemiş kollarının arasından Kuki’yi usulca çekip alıyorum. Donuk gözleri mahzun bakıyor. Ağladı ağlayacak sanki. Sokaktan egzozu patlak bir araba hırıltıyla geçip gidiyor. Yanına uzanacakken. Vazgeçiyorum. Gece lambası uzun kirpiklerinin gölgesini düşürmüş çilli yüzüne. Derin bir nefes bırakıyor uykusunda. Alnına düşen kızıl perçeme dokunacakken. Titrek elim havada asılı kalıyor: “Sen de rüyalarına veda et artık.”

Sokak kapısını usulca çekip çıkıyorum. Beyaz sabun kokusu nereye kayboldu? Merdivenlerden inip is kokan sokağa karışıyorum. Genzim yanıyor. Rüya’nın uyku arkadaşını göğsüme bastırırken. Öfkem merhametime baskın geliyor. Tüm gücümle yolun karşısındaki çöp bidonuna fırlatıyorum ayıcığı. Cebimdeki anahtarlar da peşi sıra metalik bir tıngırtıyla iniyor kokuşmuş yemek artıklarının yanına. Gözlerim karanlık penceresiyle son kez buluşuyor. Koşar adım yokuştan aşağı iniyorum. Yosma, ardımdan birkaç kez miyavlıyor.