
Öncelikle genel bir soru soralım hocam. Kitabın fikri nereden aklınıza geldi? 19. yüzyılın İngiltere’sine dair kişisel bir merakınız mı vardı?
Jules Verne, Seksen Günde Devrialem kitabını 1872’de yazdı. Galiba 1873 yılında da piyasaya çıktı. Konusu Londra’da yaşayan bir centilmenin yanına Fransız uşağını da alarak girdiği bir iddia üzerine dünyayı seksen günde dolaşmasını içerir. Bildiğiniz gibi orada bir hat çizilir. Manş’ı geçer trenle Brindisi’ye ulaşırlar. Oradan vapurla Mısır, Süveyş üzerinden doğuya doğru yol alırlar. Hikâye kabaca böyle gelişir.
Kitabın yayımlanmasından 17 sene sonra adını anmaya değecek kadar enteresan bir kişilik olan Amerikalı kadın gazeteci, takma adıyla Nellie Bly bu yolculuğu gerçekleştirme kararı alır. O dönemde ‘dünyanın etrafını kim daha hızlı dolaşır’ diye herkesin ilgi gösterdiği, merak ettiği bir konu bulunmaktadır. Nellie Bly’da New York‘ta adının New York World olduğunu sandığım bir gazetede çalışmaktadır. Jules Verne’nin kitabındaki güzergahı tekrarlamak ve bir yazı dizisi hazırlamak için karar verir. Başka dil bilmediği, hazırlanmasının bile güç olduğu, kadın olarak karşılaşabileceği güçlükler söylense de yılmaz ve kararını gerçekleştirmek için yola çıkar.
Önce Fransa’da Amiens şehrine gider, Jules Verne ve eşini ziyaret eder. Jules Verne’in yolculuğunun tekrar edeceğini bildirir; Jules Verne ve eşi, görüş – önerilerini paylaşırlar. Yolculuğun başlangıcı olan Manş’ın Avrupa ayağı, Calais denilen yerden trene biner. Biliyorsunuz Hindistan, İngiltere’nin sömürgesi. Hatta bindiği trene İngiltere treni değil, Hindistan treni derler. İşte yolculuğa bu trenle başlar. Bugün bu tren İngiltere’nin otobanı gibi çalışır. Yine Mısır – Süveyş arasında. Jul Vern kitabı yazarken masa başında haritalara bakarak, bilgi toplayarak yazar fakat Nellie Bly fiziksel olarak mekânda bulunur. İnsanlarla temas eder. Oranın sıcağını, rüzgarını, kumunu, çöpünü temas ederek anlatır. Onun anlatımı daha kanlı canlı.
Romanınız hem işleyiş biçimi açısından hem de sonu olsun, bitirilişi olsun, hem de kullandığınız biçimler ve bir karakterin gerçekten Jules Verne’in yolunu ayrıca izliyor olması yönüyle postmodern bir roman olduğunu düşünüyorum. Siz de böyle düşünüyor musunuz?
Ben edebi eskiz dedim. Çünkü literatürü ya da neye ne denileceğini çok iyi bilen biri değilim. Ben irticalen müziğe başladım. Nota okuyan bir müzisyen değilim. (Güler.) Ben kulaktan çalan bir müzisyenim diye düşündüm. Edebi eskiz dedim çünkü ortalıktaki mevcut tanımlara göre, bir anlatının, bir romanın ya da bir hikâyenin aşağı yukarı hangi özellikleri barındırırsa bu adı taşıyabileceği veya hak edebileceği mevcut tanımları, iyi kötü biliyorum. Sezgisel seviyede biliyorum. Yaptığım işin de o tanımlara mesafeli olduğunu biliyorum. O nedenle edebi eskiz demek beni özgürleştirir. Birkaç nedenle edebi eskiz dedim: Bir, ortalıktaki mevcut tanımlara mesafesini hissettiğim için. İkincisi zaten bir eskiz. Eskizleri sevdiğimi orada da yazdım. Herhangi birinin yüzünü şöyle bir çiziyorsun ama her şeyini çizmiyorsun. Baktığın zaman göz onun çizmediğin tarafları tamamlıyor. O bakan göze de bir inisiyatif bırakmış oluyorsun. Bakan da sürece katılıyor. Yoksa aşırı realistik resimler vardır mesela, yaparlar ama gözünün içindeki bilmem nesine kadar. O resme bakmakla eskize bakmak farklıdır. Eskize bakmak bana hayal kurma imkânı veriyor. Zaten bir bakıma şöyle diyebiliriz, bu kaçak dövüşen bir adamın tavrı. Eleştirebilirim kendimi sevip birinin adına da bu cümleyi kurabilirim.
Çok ciddi bir çalışma yaptığınızı düşünüyorum romana hazırlanırken. Özellikle dönemin İngiltere’sine dair yararlandığınız kaynakları sormuş olalım?
Arkadaşlar kitabın arkasında bir liste var. Bu kitabı çalışırken başvurduğum kaynaklar kitap listesi var. Orada makaleler yok, sadece kitaplar var. Bir de ayrıca makaleler var, çok sayıda Türkçe ve Türkçe olmayan makaleler var.
Nasıl eleştiriler aldınız kitapla ilgili?
Bir tek Burcu Alkan’ın metni, eleştiri kavramına yakın bir metin. Onun dışında memleketin önemli meseleleri var. Ben tali bir konuyum. Zaten bizim cemaat birbirini sevmediği için, bizim cemaatten bir şey bekleme. Eleştiri zayıf.
Eleştiri belki daha önce vardı. Ama bu da 80’in öncesine ya da belki bir miktar 80’lerin bir yerine kadar. Bilemiyorum. Bu düzelmez bence. Çünkü eleştiri bir dönem vardı. Ne cep telefonlarının ne Instagramın olduğu bir dönemdi…
Nellie Bly’den bahsettik. Jessie White’dan bahsetmezsek olmaz. Yine 19. yüzyılın güçlü kadınlarından, cesur kadınlarından. Jessie White, İngiliz kökenli bir kadın olmasına rağmen bağımsızlık mücadelesine açık olarak katılmış. Ve bu uğurda en sağda yer almış, en kamusal yazım üretmiş biri. Aidiyet duygusu genellikle doğumla, milliyette ya da coğrafyayla tanımlanırken Jessie White’in deneyimi bu anlayışı nasıl sordular?
Şimdi bakın, bu Jules Verne ve Nellie Bly’ın aşağı yukarı 1872’den 17 sene sonra bu güzergâh üzerinde giderken, çamaşır ipine başka şeyler astım. Jessie White da o başka şeylerden biri, o çamaşır ipine asılmış başka bir unsur. Birtakım karakterler var. Bazıları gerçek, bazıları kurgu. Ama Jessie White gerçek bir kadın. Karakterlerin aşağı yukarı 1870’lerde, en azından Avrupa’da, tren güzergahı boyunca o coğrafyada olup bitenlere dair tanıklıkları var; hafızaları var, eylemleri var. Kişilerin, olguların, süreçlerin görünür olmasını arzu ettim bu çamaşır ipine asarak. Çünkü açıkçası Verne’in hikayesi ve Nellie Bly’ı yeniden yirmi sene sonra kabaca onun izinden giderek yeniden ürettiği bu hikâye, bana bu imkânın verebileceğini gösterdi. Ve beni asıl kışkırtan bu oldu. Çünkü bunlar açıkçası pek yazılmaz, çizilmez, izi olmaz. Kenarda kalanların, gölgede kalanların, karanlıkta kalanların görünebilmesi için bir fırsat bu. Popüler ürün, dünyanın hemen hemen her yerinde basılmış ve okunmuş olan bu popüler ürünü ben taktik amaçla kendilerine çok büyük bir saygısızlık yapmamaya gayret ederek biraz böyle kullandım. Mesela bu fikirlerden biri Jessie White.
Jessie White İngiltere’de orta sınıf İngiliz kadınlarında istisna olan bir şekilde yüksek eğitim görüyor. Bu cümleyi de benim alıntı olarak kabul edin, çevirisini okuduğum bir yerden aktarıyorum. Bu kadın Paris’e gidiyor, ders alıyor. Ne okuduğunu hatırlamıyorum şimdi. Paris’te başka bir kadın, o da bir İngiliz’di yanlış hatırlamıyorsam. Onunla tanışıyor. Bu tanıştığı diğer kadın, zengin bir kadın. O kadın, Garibaldi benim nişanlım, diyor. İtalya’ya onu ziyarete gidiyorum, sen de benimle gel, diyor.
Garibaldi, çapkının teki. Kim bilir kaç kadın aynı cümleyi kuruyor. Garibaldi’nin nişanlı falan olduğunu sanmıyorum onunla, her neyse. Jessie White, İtalya’da Garibaldi ile tanışıyor. İtalyanlar uyanmışlar. Vatanın bağrına dayanmış düşman hançeri, fikrindeler. Hem kuzeyde Avusturyalılardan yakalarını kurtarmaya çalışıyor. Hem Habsburglardan… Hem onlardan kurtarmaya çalışıyorlar. Hem de orada Fransızların ayrı bir kanadı var, vesayet altında tutan İtalya’yı. Bu iki noktadan kurtarmaya çalışıyor. İtalya kaynıyor ve buralarına gelmiş.
Garibaldi de orada sağlam bir figür. İtalya’nın bağımsızlığı ve dağınık olan İtalya’nın birliğinin sağlanması sürecinde sağlam bir figür. Jessie White, o hanımefendi kendisini Garibaldi’nin nişanlısı zanneden hanımefendi vasıtasıyla tanıştığı zaman çok etkileniyor Garibaldi’nin projesinden, hikayesinden, mücadelesinden. Ve dönüp tıp okumak istiyor. Ona askeri faaliyetlerine tıp hizmeti vermek için. Kadını reddediyorlar. Tıp fakültelerine kadın almıyorlar. Mesela aynı dönemde, yine bu kitapta anlatılıyor, İtalya’da kadın avukat, baro iptal ediyor onun avukatlığını. Böyle manyak bir dönem var. Erkeklerin pozisyonlarını deli gibi savundukları ve kadınları ittikleri bir dönem. O yüzden dönemde hem kadın hareketinin yükselmesi var hem teknolojik gelişmelerle birlikte milletin üzerinde ölü toprağı gibi duran, memleketin ve hayatın, aristokrasinin, otokrasinin ağırlığı var. Hakikaten bir çağ değişiyor, çatır çutur, çatır çutur değişiyor. Bu dinamik bir dönem. Jessie White, o hareketin içinde destek oluyor, sürekli Garibaldi’nin arkasında duruyor, ona hemşerilik yapıyor, hapse giriyor, tek kelime ediyor, tek kelime vermiyor. Politik bir İtalyan ile kavuşuyor ve evleniyor.
Söyleşinin tümünü Youtube kanalımızdan izleyebilirsiniz.
