“O kadar kuvvetle hülya edeceğim ki / artık burada mevcut olmayacağım”
Sabır, uzak çatılarda bulutların gölgesi
dağıldı geçerken rüzgâra aldanarak
pencerede bir kedi, rüzgârdan uykusunda
yağmurları izledi korkunç anılarında
sokulmuştuk yanına çamurlara batarak
düşler de su oldu, görüyor musun
bizi de tanıdı o karanlık liman
parmaklıkları varmış gerçeğin
göğü dikine kesen, yolu enine kesen
gündüzü alevce yakan, geceyi buzca yakan
siyah bir gemi gibi ayrılırken limandan
istedim haziran ışısın aramızdan
nasıl dayandık bunca zaman
topraksız, şarkısız—neye dayandık
ömür de su oldu, görüyor musun
bir kayalık ses olduk hırçın dalgalardan
göğsümüzdü pamuklara sarılan
hallaç nerede şimdi, yün nerede
her şeyi yumuşatan tek söz nerede
bu ağır karanlığa
büründük bunca zaman
kavaklara bir bir indi bulutlar
bizi de tanıdı rüzgâr
bizi de ağlattı yaprak
yağmur kadar inanmıştık camların varlığına
nerede bir bakış olsak buğudan sızan
bir dilim mavi kaldı daima acımızdan

