Didem Akoy – Sarkaç

Planladığı gibi bir hayat kapısı açılmamıştı önünde Nefin’ in. Oysa kendisi için neler hayal etmişti. Babasız büyümek, annenin gücü altında yaşamak demekti. Kız kardeşine gün boyu annelik yapmak ve akşamları çocuk olabilmekti. Babasını sadece resimlerde hatırlaması onun için pek bir şey ifade etmiyordu. Küçüktü ki kaybettiklerinde. Annesine neden öldüğünü sorduğunda tek söylediği ‘alkole düşkünlüğü hayata ve kurduğu aileye olandan fazlaydı’ olmuştu. Sebep bu kadardı. Basit, ancak bir kız çocuğu için anlaşılamayacak kadar karmaşık. Annesi babasından hep iyi bahsetse bile içinde baba sevgisi ve ihtiyaç anında karlı da olsa bir dağın görüntüsü olmayan bu evde yaşamasının ağırlığını hafifletemezdi. Öte yandan, yaşamlarındaki bu yokluk annesinin hayatı boyunca bir amazon kadını olarak kalacağı bir kaderi de ortaya çıkarmıştı. Evdeki düzeni düşünemeyecek kadar yoğun geçen günleri bağlayan gecelerde dul bir genç kadın, yaslı bir eş. Böyle bir ortamda kızları en az onun kadar gayretli, hedef odaklı ve hatasız bir hayat yaratmalıydılar kendilerine. Başarılı oldular. Nefin Türkiye’ nin en eski Fransız mektebinde, kız kardeşi de en büyük vakıf okullarından birinde yatılı okudular.

Yalnızlar okulu yatakhanesinde kız kardeşlerin, ablaların olur ama sıcak bir kucağın olmazdı. Bir süre sonra sevginin kokusunun neye benzediğini unuturdun. Bazen haftasonları gidersin eve, mis gibi nergisler karşılar seni ve sonra yine Pazar günü gelir. Okulun yolunu tutarsınız çilekli pasta tadı ağzında ve sonra yine yalnız hayatlarınıza dönmek üzere bakarsınız o az önce birarada olan, havada süzülen ellerinize. Ağır açılır kapısından içeri girmek için bile bir güç harcaman gerekir, nergisin üzerinde durduğu yemek masası yerine artık yatakhane vardır. Kızların terlerinde, her ay başı gelen kanlarında çıkar kokusu yalnızlığın. Baktığında imrenilecek bir tarafı olmayan, ama sadece kendisine benzeyenlerin bilebileceği; o kılıç elinde dörtnala yolculuk etmek zorunda kalınan zamanlar. Dolayısıyla her işi tek başına kotarmak zorunda kalmıştı, tüm ergenliği ve ilk gençliği boyunca. Bir yatakhanede mutlaka bir kafa dengi kız seni bulur. Onu da buldu, mini bir çete gibi takıldılar. Beyoğlu’ nun en güzel kısmında 90’ların tüm aksiyonuna yürüme mesafesinde büyüdüler. Sigarayla biranın tadına aynı zamanlarda vardılar. Siyah deri ceketleriyle salınıp durdular. Fakat erkekler ayrı bir konuydu. O tarafa geçmemişti liseye kadar. Ne de olsa, zorlu kadın olmak ruhuna işlenmişti annesi tarafından. Kadın olmak demek güçlü bir ruhani çembere de dahil olmayı kabul etmekti. Kız kardeşlik olarak adlandırılan bu grubun üyeleri ne kendilerine ne de diğerlerine ihanet edemezdi.

Kocasıyla; ki o zaman henüz aklına bile gelmeyen bu ilişkiden haberi bile yoktu; lise 2. sınıfta tanışmışlardı. Tolga aynı liseyi bitirip Koç’ ta okumaya başlamıştı. Ertesi yıl mezun olacaktı. İçeride olan bitenden her zaman haberi olan bir tipti. Bir gün kendi cemiyetlerinin sıkça takıldığı bir barda gördü Nefin’i. Sordu soruşturdu peşine düştü. Zordu onu elde edebilmek sürekli kaçıyordu erkeklerden ama bu ağdan yırtamayacaktı. Tolga istediğini her zaman alırdı. Nefin ilk defa direnmedi. Şans verdi. Belki de zorunda kaldı. Adam da liseliydi, adı gibi

bilirdi okulun kızlarını, nasıl yanaşılacağını da. Böylelikle ilk buluşmada aldı Nefin’i Beşiktaş’ ta izbe bir bara götürdü. O akşam Galatasaray maçı vardı. Neredeyse hiç konuşmadılar, kıza bira ısmarlayıp durdu Tolga. Maçı seyretti. Kız da onu seyretti tüm gece. Alkolün kanındaki seviyesi yükseldikçe hoşuna gitmeye başladı adam. Sonraki senelerde ne birlikte ne de ayrı geçecek ilişkileri başlamıştı.

Tolga’ nın adı konmamış alkol tutkusu ilişkilerinin genlerine en baştan işlenmişti. Yıllar içinde adam farklı tenlere, bambaşka el haritalarına da sapmıştı. Fakat bir şekilde neden olduğunu ikisinin de bilmediği sebeplerle geri dönüyordu. Nefin o zamanlarda hala kendisini bağımsız bir kadın olarak görüyor ve öyle yaşıyordu. Başlıca konseptin alkolizm olduğu, sorumluluk düzeyi düşük ilişkilerinde sürekli hatalar yapan bir adam vardı ona göre karşısında. Belki de babasını kaybetmiş olma gerçeği ile bir kez daha yüzleşiyor olmasıydı en büyük motivasyonu. Aslında saplandığı sadece bu durumdu, Tolga değil. Kurtarmak.

Babasının kurtaramadığı hayatının devamı gibi görüyordu kendisine biçtiği bu adamınkini. Tolga kendinin farkında bile değildi. Çünkü o ergenliğinden beri bu şekilde, kanında keyif verici etken maddeyle yaşayıp gitmekteydi. Farkındalığı yüksek gelirdi kafası iyi olan anların içinden geçerken, hatta kendisine fayda sağladığını bile anlatabilirdi sorsalardı. Böyle işte bir barışık bir ayrı ve kafaların flu olduğu bir akşam tv karşısında Tolga aklına düşen o fikri Nefin ile paylaştı.

– Biz evlensek mi ya?

Nefin’in bir anlık sessizliği verdiği cevapla bozuldu.

-Olur.

Ve evlendiler. Başka bir ülkenin başka bir deniz kenarı şehrinde, kendilerine yabancı bir kültürde. Sanki başladıkları yerden geldikleri nokta farklıymış hissi almak istediler. Oysa bir adım yol bile gidememişlerdi. A noktası ile B noktası arasındaki mesafe Tolga’ nın bir efes kutusunun kapağını açıp birasını bitirmesiyle aynı süreye sahipti. Olgunlaştırılmış ilişkinin süre ile bağlantısı olduğunu sanan iki insan için ne kadar uzun o kadar sağlam. Bağ kuramayan ama süre tutan, kronometreye güvenen, uzun günlerin içinde bir kalp çarpıntısı kadar seven karakterler olarak ruhlarını cemiyetin ruhu ile aynı sayarlardı.

Onların ait olduğu alan, kendi alanlarını yaratamamakla aynı şeydi. Nefin bu sınıfa okuluyla ait olduğu birlik üzerinden bağlıydı. Sonradan görmeyle aynı durum aslında. İçindeki meydan okuyan tarafının bir süreliğine bu alana uyum sağlıyor olması kaderini de karakteri kadar şekillendirmişti. Yaşıyor olduğu geçici burjuvazi durumu hayatı boyunca devam edecek sanıyordu. Tolga’ nın ailesi bu şekilde düşünmüyordu ilk başlarda. Zenginlik mertebesinden ziyade yaşanmışlık, tecrübe, akıl zenginliğiydi onlarınki. Bu sebeple de içleri alamadı bir süre bu kararlarını ikisinin. Ama Tolga ısrarlıydı. Israr onun peşinden gittiği herhangi bir yerde, olayda, duyguda onun kuyruğuydu ya da Tolga onun. Nereye çekerse gitmek zorundaydı.

Keyif pezevenkliği içinde geçen yıllarına yenilerini katarken yanında kendi gibi birini istemişti, bulmuştu da. Sonraki zamanlarda başına geleceklerin ön izlemesi olsaydı yine aynı kararı verir miydi acaba? Bu soruyu kendine sormuş olsaydı cevabı değişir miydi? Oysa Nefin de ısrarlıydı, Tolgayı değiştirebileceği konusunda. Seviyor olduğu adamı kendisi şekillendirerek daha da fazla sevecekti. Alkolü sevdiği halde aile kurmaktan bir an bile çekinmeyen bu umut vadeden adamdan bir aile babası yaratabilirdi. Kurduğu planın ilk günden uygulaması elbette gecikmedi. Yalnız, karşısında kendi kendini güzelce yontmuş ve kendisinden oldukça memnun hatta anarşizmin kanına işlediği yenilmez, güçlü ısrarlı bir adam olduğu gerçeğini nedense hiç hesaba katmamıştı.

Fırtınalı akşamlarda öğrenilecek bir evlilik daha başlamıştı. Kadın sonraki zamanlarda kendini on yıllardır ihanete uğramış hissedecek ve bağımlılığının kendine verdiği zararları çok sonra keşfedecekti. Adam ise yolun en başında, imzayı attığı an kendine ihanetinin bordo renkli kitabını yazmıştı.

Marissa doğana kadar Tolga’ nın hayatını dip dalga sorgulaması devam ediyordu. Vazgeçtiklerinin sağlamasını yapıyor, bunun yanında izlediği yolun istikametinde asla bir değişiklik olmuyordu. Marissa ‘nın doğumunu evde kanepede sızıp kalmışlığıyla neredeyse kaçırıyordu, neyse ki hayatına bir yanlış çentiği daha atmadan paçasını kurtarabildi. Kızını eline aldığı andan itibaren asıl aşk başlamıştı. Artık hayatında bir kız çocuğu vardı. Kadın kotası da böylelikle dolmuştu. Karısının bundan henüz haberi yoktu. Doğumla birlikte tüm kadınsal özelliklerini kızına aktaran Nefin artık o eski Nefin olmayacaktı. Elindeki erkeğe vantuz gibi yapışacak ve asla bırakmaya tenezzül etmeyecekti. Elinde kör bir satırla kocasını yontmaya devam etti. Tolga çocuğuna verebileceği her türlü konforu, sevgiyi, ilgiyi vermeye kodlanmıştı ilk günden itibaren. Zaten minik Marissa ‘nın hiçbir bilgisi yoktu babasının bencillik seviyesinden. İlerleyen yaşlarında ufak ufak alacaktı o sezgiyi daha erkendi. Marissa büyüdükçe Nefin ‘in kocasını kaybetme korkusu da içinde sarmaşık sarıyordu. Düzenli olarak polis ziyaretleri, şikayetler, kavga üzerine kavga seansları, çığ gibi büyüyen gizli bir nefret.

Nefin kendinden bambaşka bir kadın yarattı, nefretinin büyüklüğü oranında içi kaynayan bir volkan. Seks hayatları bir süre daha iyi gitti. Ta ki Nefin kocasına sormadan ve söylemeden doğum kontrol haplarını kesene kadar. Tolga’nın bir şeyden haberi yoktu. İlerleyen zamanda kocasına verdiği bir haber üzerine korkunç bir tepkiyle karşılaşacaktı.

-Hamileyim.

-Nasıl yani?

-Hamileyim işte, Marissa nasıl dünyaya geldiyse öyle. İkinciyi hep istiyordum ya zaten.

-Bana sormayı hiç düşünmedin mi onu merak ediyorum. Burada benim söz hakkım neden elimden alınıyor acaba?

-Kafan hep iyi Tolga, konuştuklarımızı hatırlıyorsun da sanki.

-Elbette her cümlesini hatırlıyorum. Sana ikinciyi yapmayacağız dedim, sen de başını salladın ve bu konu bir daha açılmadı.

-Beni kandırdın. O gece, tam da o gece beni kendine inandırıp zaafımdan yararlandın ve şimdi karşıma geçip hamileyim diyorsun. Kabul etmiyorum. Hemen bakacağız icabına.

-Doğuracağım bu çocuğu. Marissa yalnız kalmayacak. Ona kardeş yapacağız, o kadar.

-Saçmalıyorsun Nefin. Bu çocuğu yürümeyen evliliğimize bir çentik gibi kazıyamayacaksın. Asıl sebebini biliyorum. Beni daha derine gömmek istiyorsun. O minik aklınla kendine ve bu küçük aileye daha kalın bir iple bağlayacaksın sanıyorsun.

-Aslında içmesen hiçbir problem yok ortada.

-Var fakat senin gözlerin hırsınla kör olduğu için göremiyorsun Nefin. Sevgisiz bir evlilik bu. Seks yok, tutku yok. Eski zamanlarda eğlenirdik ve seninle artık eğlenemiyoruz.

-Ne eğlencesinden bahsediyorsun Tolga. Biz iki yıl önce anne baba olduk. Sorumluluklarımız var. Seninle sabaha kadar içip sevişmem mi gerekiyor eğlenebilmek için?

Konuşma Tolga’nın sessiz moda geçmesi ve Nefin’ in ise sesini bir ton yükseltmesiyle bir süre daha devam etti. Sonunda Tolga içinden ve dışından edebildiği tüm küfürleri sıralayarak kapıyı açtı, anahtarını aldı ve çıktı.

Sonraki 3 gün 3 gece Tolga ortalıkta görünmedi. Nefin ise neredesin diye arayıp sormadı kocasını, ama tüm yakın arkadaşlarını aradı ve şikayet etti. Nerede olduğunu da bulamadı. Tolga oturdukları sitede sürekli görüştüğü, evden atıldığı zamanlarda kapısını çaldığı

komşusuna gitmişti. Sabah erkenden çıkıp işe gidiyor ve akşamları Adana’ lı arkadaşının yaktığı mangal eşliğinde içmeye devam ediyordu. Neden bu evliliği devam ettirdiğini düşünüyordu; parası yoktu gücü yoktu boşanmaya. Nefin’ in donuna kadar alacağını adı gibi biliyordu. Özellikle de şimdi oturdukları evi asla ona bırakmazdı. Senelerin emeğini kaptırmazdı, emek dediği de ilişkilerinde Tolga’ ya katlanma katsayısı ile hesaplanıyordu Nefin için. Üzerine iki çocuk ve paçasını kolay kurtaramazdı Tolga bu bataklıktan.

Nefin 3.günün öğleden sonrasında çamaşırında kan lekesi buldu, hastaneye gitti ve düşük yaptığını öğrendi. Tolga’yı aramadı. Onun yerine kocasının annesini aradı, ağladı bağırdı çağırdı. Arkasından annesi aradı Tolga’yı. İkinciye baba olmaktan yırtmıştı bu sebeple hiç konuşmadı, itiraz etmedi annesine. Ve o akşam eve geri döndü, zili çalmadan anahtarıyla kapıyı açtı. İçeriden ses gelmiyordu. Herhalde Marissa uyuyor diye düşündü.

-Ben geldim..

-Gel bakalım Tolga. Nerelerdeydin günlerdir?

-Ersoy’a gittim kafamı toplamam gerekiyordu.

-Umarım güzel toplamışsındır. Sanırım annen aradı, düşük yaptım.

Nefin içeride salondaydı, kırmızı şarap şişesi açık ve yarımdı. Bağırıp çağırmamasının sebebi belli oldu diye düşündü Tolga. Karısının oturduğu koltuğun karşısına geçti. Konuşmaları gerekiyor muydu bilmiyordu. Kadın zaten ona fırsat vermeden konuya girdi. Gözleri şişmişti, belli ki ağlamıştı ve belki de rahatlamıştı. Sonuçta daha bebek haline bile gelmemişti, cenindi kaybettiği. Kimse yas tutmayacaktı. Yanılıyordu. Kadın çocuğunu cenin ya da bebek diye ayırmazdı. Onun çocuğuydu o, ihtimal rahmine düşer düşmez büyürdü. Tolga bunu bilmiyordu.

-İstediğin oldu, bak. Gitti çocuğumuz. Benim değil senin yüzünden belki de.

-Saçmalama Nefin. Ben de bunu yaşadığına üzüldüm. İyi misin?

-Değilim. Olmayacağım da. Seninle bir daha seks yapmak istemiyorum. Çocuğumuz büyüsün evliliğin sonrasına bakarız. Marissa daha çok küçük, ayrılmamızı yaşamasını istemiyorum. Benim gibi olmayacak o.

-Ne demek şimdi bu?

-Anladığın şekilde işte. Bu ev bir şirket artık ve biz de ortaklarıyız, gerektirdiği gibi ekip olarak devam ettireceğiz. Alkolü bırak, bu sana son uyarım. Yemin ederim hayatını zindana çeviririm.

-Tehdit mi ediyorsun artık beni? Peki, tamam. Neyi nasıl istiyorsan yapmakta serbestsin elbette. Benim de elim armut toplamıyor yalnız. Tanırsın beni.

Nefin şarap kadehini doldurdu. Yavaşça bir yudum aldı. Tolga yere, o Tolga’ya bakıyordu. Alkolik bir adamla tartışılmaması gerektiğini adı gibi biliyordu.

-Benim söyleyeceklerim bu kadar. Akşam koltukta yatmaya başlayabilirsin.

Tolga itiraz etmedi. Etse ne olacaktı ki zaten. Bu kadın, artık tanıyamadığı bu kadın karşısında oturuyordu. Kinleniyordu ona ama yutuyordu. Kalktı, mutfağa buzdolabına gitti. Birasını açtı, balkona çıkıp sigarasını yaktı. O gece ve sonraki her gece yalnız ve koltukta uyuyacaktı.

Ertesi sabah Nefin yataktan kalktığında farklı hissetti. Sanki bir gece önce yüzüne bir dövme yaptırmış ve uyumuştu. Bir cinsiyeti de yoktu artık. Küçük kızına bakmak zorundaydı, ona bile katlanamadı. Kendi annesini aradı. Kız kardeşiyle konuştu. İçindeki hüznü, nefreti susturamıyordu. Zavallı Marissa, hayatı 3 gün içinde nasıl da değişmişti. Annesi, kendine asla gelemeyecek bir girdabın içine sürüklenmeye başlamıştı. Babası, zaten hep oralarda yaşıyordu. Huzurun olmadığı günler bekliyordu üçünü de.

Tolga akşamları hız kesmeden içmeye devam etti. Nefin sürekli kavga çıkardı. Adamın sövmediği, açıp telefonda ağlamadığı arkadaşı kalmadı. Artık kimse Tolgay’la görüşmek de istemiyordu bu yüzden. Kadın, kızı 3 yaşına girer girmez çalışmaya başladı. Artık Marissa bakıcıyla kalıyordu. Nefin kendini işine verdi. Akşam kızına ve bir türlü baş edemediği kocasına dönüyordu. İçindeki dünyayı değiştirme gücü ölmüştü. Farkındaydı. Elinden bir şey gelmedi. Günlerinin hayal ettiği döngüsü bu değildi. O ilk buluşma akşamında karşısındaki üniversite öğrencisinden muhteşem bir adam yaratacaktı oysa. Ne kendisi annesi gibi, ne de Marissa kendisi gibi olacaktı. Babasının hasretini yaşamadı, onun yerine kocası tam da babasının yokluğunu doldurur halde yaşamını tamamlamıştı. Nefin zaman zaman kendisinin ya ağı ören örümcek ya da ağın ortasında debelenen sinek olarak yaşamaya mahkum ettiğini anlayıp anlamamak, kabul edip etmemekle sınayıp duracaktı.

Tolga bir akşam maç çıkışı yine nereye gittiğini haber vermeden ortadan kayboldu. Nefine bir mesaj attı. Mesaj bir zamanlar ikisinin de anlayabileceği o ortak dilde yazılmıştı.

-Hatırlar mısın Nefin, Ferhan Abi ne demişti; ‘’Ölecek bu adam böyle giderse diyorlardı, sanki öbür gidişle kendileri yaşayacakmış gibi..’’

Yorum yapın