Dilek Özcan – Gizemli Komşu

Elinde tuttuğu bir tepsi içinde sandviç ve bir bardak meyve suyuyla karşımda duran orta yaşlı kadına şaşkın şaşkın bakarken, o “Komşu hoş geldin, yeni taşınmışsın, yemek yapamazsın, buyur.” dedi.  Oysa bu binaya taşınmama sebebim bir sandviçti. Hani ürkmedim desem yalan olur; aklımdan bu kadını kimin gönderdiği, sandviçin içinde zehir olup olmadığı bile geçti.

Birkaç gün öncesine kadar her sabah balkonumdaki küçük masada kahvemi içerken dışarıyı seyretmeyi severdim. Hafif sabah serinliği içime hoşluk verirdi. Manzaram ne deniz ne orman, aynı site içerisinde yer alan karşı apartmandı. Birkaç metre ötemde yer alan binanın pencerelerinden içeri baktığımda, kim olduklarını bilmesem de evlerde yaşayanlarla ilgili varsayımlarda bulunmak hoşuma giderdi. Sabahın ilk saatlerinde evlerde kıpırtı olmazdı. Sadece Kapıcı İsmailcan elinde süpürgeyle kaldırımı süpürüyor olurdu. O değil de kapıcı dediğinin adı Yakup olur, Ali olur, İsmailcan nedir, İsmailcan Efendi derken gülme gelirdi, çocuk adı gibi. İsmail Efendi desek de olur ama Can bitişikmiş o yüzden ayrı da söyletmezdi haspam. Elli yaşlarında birinin, doğduğu vakit adına Can deme sebebi olsa olsa yöresel bir deyişledir, yoksa o yıllarda kimse Can’lı isim modasına başlamamıştır.

 Karşı binanın giriş katındaki daire birkaç haftadan beri boştu. Bazen oraya mı taşınsam diye düşünüyordum… Evi boşaltıp yeni bir yere geçme fikrinin yoruculuğu ile bundan hemen vazgeçiyordum. Muayenehane açma izinleri gelmiş olsaydı, orasını ofis olarak kullanabilirdim. Hatta hastaneden tümden ayrılıp yalnızca kendim için çalışabilirdim. Cerrah olduğum için epey hasta bulurdum nasılsa. Tüm bu keyifli anlarım boş daireye bir kadının taşınmasıyla bozuldu. Benim için haftanın tüm yoğunluğunun bittiği, hastası, ilacı, ameliyatı, vizitesi, koşturması ne varsa hepsini geride bırakıp saat tam 18.00’de kahvemle balkonumda kutlama yaptığım bir cuma günüydü. Üstelik hafta sonu nöbetim de yoktu, o yüzden mutluluğum iki kattı.

Dairenin pencerelerinin açık olduğunu görünce, biri taşınıyor galiba, diyerek merakla baktım. Ya çocuklu bir aileyse gürültüleri, hele üniversiteli gençlerse müzikleri hiç çekilmezdi, gerçi sitede yüksek sesle müzik dinlemek yasaktı, çoğunluğu emekli tayfasıydı çünkü. Burayı bulmam zaten aylarımı almıştı. İş yerime uzak olmasını bile önemsemedim. Sessizlik, huzur benim için önemlidir. Bu yüzden evlilikten bile uzak durdum. Kimseyle muhatap olmayı sevmem. Bazen karşılaştığım kişi olursa başımla selamlayıp geçerim. Biraz konuşup da doktor olduğumu söyleyince herkesin bir anda kendini bana muayene ettirme isteği depreşiyor. Ben titiz bir adamımdır, hastanede odamın dışında ve eldivensiz asla kimseye dokunmam. Bulaşıcı hastalık olur ne gerek var. Nereden nereye geldim, komşu taşınıyordu işte. Kapıcı İsmailcan bir pencereden görünüyordu, birine heyecanla konuşuyordu, kesin bahşiş almak için hizmetinizdeyim efendim, buralar benden sorulur efendim, efendim efendim diye söylemiştir. Pek huyum değildi ama merakıma yenilip bahçeye inmeye karar verdim, sitede tek iletişim kurduğum kapıcı olduğu için çardakta oturursam yanıma geleceğini tahmin ettim. Nitekim de öyle oldu.

“Selamünaleyküm doktor bey, sen iner miydin buralara?”

“Aleykümselam, niye inmeyeyim, bu sitede yaşıyorum, ödediğim aidata çardak kullanım hakkım dâhil. Canım isterse her gün inerim, istemezse balkondan çardak seyrederim.”

“Yok siz hasta olurum korkusuna ortak kullanım alanlarında bulunmuyorsunuz ondan dedim. İyi bakalım.”

“Boş dairenin içinde gezinirken gördüm seni. Bir sorun mu var?”

 “Oraya bir hanım taşınıyor. Onunla konuştum. Evi anlattım. Sitenin kurallarını söyledim. Öyle işte. O da eşyası neyim yokmuş, ikinci el satan yerleri sordu bana.”

“Kimmiş peki?”

“Beyim ne yalan söyleyeyim, bir değişik geldi bana, yüzüme bakmadan kesik kesik konuştu. Gece burada kalacakmış. Eşyası da yok.”

“Belki sonradan gelecektir eşyaları.”

“O zaman ikinci eli niye sorsun?”

“Eksikleri vardır.”

“Valla orasını bilmem, bir çantası var. Sordum eşyanız bu kadar mı diye, bu kadar dedi. Kimin nesidir bilmem. Ağzından da laf alamadım. Polis midir nedir, gizli görev diyeceğim ama bu kadar aleni yapamaz işini. Dikkat çekiyor.”

Kapıcının söyledikleri beni de huzursuz etmişti. Gizemli birinin komşum olması rahatsız ediciydi.

“İlginç, birinden mi kaçıyor acaba? Hani son zamanlarda erkek teröründen kaçan kadınlar çoğaldı ya bu da onlardandır belki.”

“Öyle mi dersin beyim? Eyvah. Adam buralara gelip de huzurumuzu bozmasa bari. Yok ama sanmam… Hiç öyle kaçar göçer, ürkek bir hali yoktu. Öğrenci neyimdir belki.”

“O kadar genç mi?”

“He öyle görünüyor ama belli de olmaz tabii.”

“Belki nişanlıdır, yarın öbür gün gelir nişanlısı ev dizerler.”

“Ama parmağında yüzük yok.”

“Yüzük takmak eskisi gibi önemli değil, bizim hemşirelerin bazıları evli olduğu halde takmıyorlar. Erkekler de takmıyor artık. Tek başına daireyi tutan, boş evde geceyi geçirmeyi düşünen bir kadının kafası bağımsızdır, yüzüğe ihtiyaç duymaz.”

“Beyim, bu kadın anarşist felan olmasın ya. Diyorum sana tekin biri değil diye.”

Kapıcı beni iyice huzursuz etti. Gerçekten anarşist midir, eşyasız geldiğine göre kısa süreli kalacak demek ki, belki eylem hazırlığı yapıyordur. Polise mi haber versek, ne diyecektik, eşyasız gizemli bir kadın siteye taşındı, adama gülerler. Kendime olumsuz düşünmeleri yasaklamıştım ben,  düşünmeyecektim kötü kötü. Nereden indim çardağa, şimdi eve gidip kıyafetlerimi makinaya, kendimi banyoya atmam lazımdı.

“Kim bilir, neyse hadi ben gideyim sen de işine bak. İyi akşamlar.”

“iyi akşamlar beyim.”

Daireme geldiğimde hemen giysilerimi çıkarıp makinaya attım, duşa girdim. Temizlenmek iyi gelmiş olsa da içimde bir huzursuzluk vardı yine de. O akşam, uzun hazırlık yapamayacak kadar açtım, sandiviç hazırladım, tabağımı alıp balkondaki yerime geçtim. Ekmeğimden ilk ısırığımı alırken, gözüm, belini mutfak tezgâhına yaslamış, dışarıya dalgınca bakan kadına takıldı. Kısa koyu renk dalgalı saçlı, zayıf ama atletik bir vücutlu bir kadındı. Askılı siyah bir tişört vardı üzerinde. Mutfağın beyaz mobilyasının önünde siyah çelenk gibiydi. Aç mıdır diye düşündüm, saatlerdir evdeydi ve hiçbir şeyi yoktu. Yediğim ekmek boğazıma dizildi. Mutfağa dönüp hızlıca bir sandviç yapıp kapıya yöneldim, öyle pat diye gidemezdim, o tek başına kadın, ben bekar bir adamdım, yakışık almazdı. Sitedekilerin de gözü ondadır şimdi, ne yapacağım şimdi, en iyisi kapıcıya vermek diye düşündüm. Diyafonda bir sorun mu vardı ne birkaç kez bastım…

“Buyrun Doktor bey…”

“İsmailcan Efendi, benim daireye gelir misiniz?”

“Tamam beyim.”

En iyi yol buydu gerçekten. Kapıcının çabuk gelmesini diledim, genelde bir iş isteyince yerine getirmesi saatleri buluyordu. Hiç sevmem böyle gecikmeleri. Elimdeki sandiviçe baktım,  böyle kuru ekmekle olmazdı, küçük bir tepsiye ekmeği ve karton kahve bardağına doldurduğum meyve suyunu koydum. İşimin bittiği sırada, kapı zili ısrarla çalınmaya başladı.

“Dur dur İsmailcan Efendi, yeter basmayın açtım işte”

“Kusura bakmayın, duymazsınız diye düşündüm, balkonda felansınızdır diye.”

“Orada bile olsam duyarım ben. Ne çabuk geldin, işin vardır geç gelirsin sandım. Neyse al şu tepsiyi, yeni taşınan kiracıya götür, komşuluk görevidir, adettendir.”

“Vay iki gözüm doktorum seni ben hiç böyle bilmezdim, ne yalan söyleyeyim şaşırdım. Yoksaaa…..” dedi imalı bir sesle sırıtarak…

“Bırak şimdi gevezeliği al götür tepsiyi.”

“Tamam gidiyorum.”

Kapıcı gidince balkona döndüm, komşuma baktım, evin tüm ışıklarını açmıştı, e tabii yalnız kalıyor, korkuyordur.  Ee nasıl uyuyacak peki, ışıklar açıkken ben hayatta uyuyamam, gerçi yatacak yeri de yok,  o kadarını da ben düşünemezdim, kapıcı çaldı zilini galiba, gölgesi odadan ayrıldı. Evet işte tepsiyle mutfağa geldi. Pencereden bana baktı, o nasıl bakıştı öyle, çantasından bir poşet çıkardı, tepsidekileri gözümün içine öfkeyle bakarak poşete boşalttı. Az sonra da kapıcı elinde tepsi ve poşetle apartmandan çıktı. Poşeti sitenin çöp variline attı. Bu ne terbiyesizlikti. Sanki onu zehirleyecektim. Acaba yanlış mı anladı? Ne olduğunu anlamadım, kapıcı yanlış bir şey mi söyledi, densiz adam kim bilir ne dedi. Haklı olabilirdi, tanışmıyorduk, öyle bile olsa poşete döküp attırmak da büyük kabalıktı. Sinirle mutfağa döndüm. Kapı çaldı.

“Ne oldu İsmailcan Efendi?”

“Beyim kusura bakma sen de görmüşsündür ya, gönderdiklerini çöpe attırdı, pek kızdı, tepsiyi alır teşekkür eder sandım, kim gönderdi bile diye sormadan bekle dedi içeri gitti, geldiğinde elime poşeti tutuşturdu. At bunları deyip kapıyı kapadı. Niye öyle yaptı anlamadım. Ama terbiyesizlik yeni gelmişsin kimin gönderdiğini sor önce, sormasan da teşekkür et, bak seni düşünmüşler. Diyorum sana bu kadın bir garip diye. Bununla komşu olunmaz. Al tepsini üzülme sen de, hadi iyi geceler.”

Bir solukta anlatıp arkasını dönüp giden kapıcının ardından baka kaldım. Kim olduğumu sormadan benim gönderdiğimi nasıl anladı peki kadın… Kimdi o? Neden benden nefret ediyor, geçmişteki hastalarımdan birinin yakını olabilir mi, yok canım. Benim ölen hastam olmadı ki intikam için peşime düşsünler. Başka bir sebebi olmalıydı. İçimi soğuk bir ürperti kapladı. Nimete acımayıp çöpe atan kadın bana ne yapmazdı. Kırk yılda bir komşuluk yapayım dedim onda da başımı derde soktum. İnsanlardan uzak durmakta haklıydım işte.

Balkona gidip tabağımı mutfağa götürdükten sonra ışıkları, perdeleri kapadım. Tüm gece yatağımda huzursuzca dönüp durdum. Arada kalkıp odamın perdesini hafifçe aralayıp daireye baktım. Işıkların hepsi açıktı ama evin içinde bir hareket yoktu. Beni gözetliyorsa diye tedirgin oldum… Bir ara yatakta sabaha karşı uyuya kalmışım, uyandığımda gün ağarmak üzereydi. Gidip kendime kahve yaptım. Mutfak masasında sersemleşmiş halde otururken zil sesiyle yerimden sıçradım. Birkaç saniye kıpırdamadan durdum, zil tekrar çaldı, sonra biri hafifçe kapıya vurdu. Yavaşça kapıya yaklaştım.

“Beyim ben İsmailcan”

Derin bir nefes verip kapıyı açtım.

“Hayırdır bu saatte?”

“Hayır hayır… Seninki yarım saat önce gelip anahtarı verdi bana. Taşınmaktan vazgeçmiş. Kirayı da geri istemiyorum ev sahibine söyle deyip çekip gitti. Mutfağının ışığını yanık görünce gelip haber vereyim dedim, sen bu saatte kalkmazsın, kadın uykunu kaçırmıştır diye düşündüm, kafan rahat etsin diye geldim.”

“Ne münasebet neden uykumu kaçırsın ki, ben su içmeye kalktım. Geri yatacağım şimdi. Neyse sağ ol… “ deyip kapıyı kapadım. Kapıcı da aklımdan geçeni bilmese şaşardım. Kadının gitmesine sevindim ama içime de kurt düştü. Aniden hayatıma girdiği gibi çıkmıştı. İçim rahat değildi yine de. Ya tekrar geri gelirse ya iş yerime gelirse ya herhangi bir yerde karşıma çıkarsa… Kimdi o kadın? Böyle olmayacaktı, her karşı apartmana baktığımda onun yüzü gelecekti aklıma. En iyisi taşınmaktı, hatta hastaneden istifa etmekti, başka bir şehirde izimi kaybettirirdim. Evet, en iyisi buydu.

Yorum yapın