İlk Yazı – Taliha Doğan – Meslek Seçiminde Karşılaşılan Dış Sesler

Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bir konu var. Belki de bu konunun bana doğrudan dokunmasından dolayı bu kadar kafamı meşgul ediyor. Sebebi her ne olursa olsun, yazmanın hem düşüncelerimi toparlayacağına hem de içimdeki yükü biraz olsun hafifleteceğine inanıyorum.

Meslek seçimi, ülkemizde neredeyse her gencin karşısına çıkan zorlu bir yol ayrımı. Ancak bu süreci asıl zorlaştıran, bireyin kendi kararlarını vermesinden çok, çevresinden yükselen dış sesler oluyor. Gündelik yaşamda sıkça karşılaştığımız bir durum var: Aileler, öğretmenler ve tanıdıklar; gençleri “geleceği olan meslekler”e yönlendirmeye çalışıyor. Üniversite okumaları gerektiğini, mutlaka “doğru” bir bölüm seçmeleri gerektiğini sık sık vurguluyorlar. Bu yönlendirmeleri yapan insanların kötü niyetli olduklarını düşünmüyorum. Aksine, çoğu zaman yardım etmeye çalışıyorlar. Ancak iyi niyetle yapılan her şey, sonuçta iyiye hizmet etmeyebilir. Çünkü bir insana meslek seçimi gibi hayatını şekillendirecek kadar büyük bir konuda fikir verirken, o kişiyi tam anlamıyla tanımak ve kendi hayatımızın değil, onun yaşamının gerçeklerine göre düşünmek gerekir. Ayrıca bu önerileri dayatma hâlinde değil, bir seçenek olarak sunmak daha sağlıklı olur. Bu, kişinin kendi kararlarını daha bilinçli almasını sağlarken, tavsiyede bulunan kişinin de sonradan pişmanlık yaşamasını önler. Ama gerçekten kaç kişi söylediklerinin sorumluluğunu üstlenerek konuşuyor?

Sıkça duyduğumuz bir söz var: “İşini severek yapan insan, hayatta daha az yıpranır.” Bu söz oldukça yerinde. Ömrünüzü adayacağınız bir mesleğin size keyif vermesi, hayat kaliteniz üzerinde doğrudan etkili olur. Ancak burada önemli bir soru doğuyor: “Doğru meslek” nedir? Kim için doğrudur? “Geleceği olan meslekler” kavramı neye dayanır?

Genelde bu ifadeleri kullananlar, teknolojiyle ilişkili, yüksek gelirli ve prestijli işlerden söz ediyor. Çünkü bu mesleklerin modern dünyanın işleyişine katkıda bulunduğu düşünülüyor. Ancak bu varsayım, her bireyin aynı değerlere ve yeteneklere sahip olduğunu kabul etmek anlamına gelir ki bu da oldukça indirgemeci bir bakış açısıdır. Ya bu meslekler kişiye uygun değilse? O zaman kişi iki seçeneğe zorlanıyor: Ya hayatı boyunca sevmediği bir işi yapmak zorunda kalacak, ya da çevresine mantıksız görünen ama kendisine anlamlı gelen bir alana yönelerek risk alacak. Bana kalırsa, ikinci seçenek çok daha yaşanabilir bir hayatın kapısını aralıyor. Elbette burada maddiyat gerçeğini göz ardı edemeyiz. Meslek sahibi olmanın temel amacı, kişinin kendini ve ailesini geçindirebilmesidir. Gelirin yüksek olması olumlu bir durumdur. Fakat bir işi yalnızca para kazanmak için yapmak, insanı zamanla yorar, köreltir. Değer verdiğiniz, anlam bulduğunuz bir işi yapmak ise size hayatta bir amaç, bir yön verir. Her gelişiminizde tatmin olursunuz, bir başarı duygusu hissedersiniz. Gözlemlerime göre, işini en iyi yapan insanlar; mesleğini seven, ona gönül veren insanlardır. Bu bağlılık, çevrelerindekilere de ilham verir.

Meslek seçimi sadece bireysel bir karar değil, toplumu da doğrudan etkileyen bir süreçtir. Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Teknoloji dışındaki mesleklerin gerçekten bir geleceği yok mu? Sadece “geleceği olan” ilan edilen bazı iş kollarına yönelmek, diğer alanları değersizleştirmez mi?

Teknolojinin hayatımızdaki yeri tartışılmaz. Ancak insan yalnızca aklıyla değil, duygularıyla da var olan bir canlıdır. Bu yüzden insanlık oldukça, sanat, psikoloji, sosyoloji, tarih, antropoloji, filoloji, hukuk gibi alanlar da var olmaya devam edecektir. Bu meslekler, bireyin ruhunu besler, topluma anlam ve yön kazandırır. Bu alanların yok sayılması, insanı mekanik bir varlığa indirger; onu sadece çalışan bir makineye dönüştürür. Sonuç olarak, bireyleri kalıplara sokmak yerine, onların iç dünyalarını ve yeteneklerini keşfetmelerine destek olmalıyız. Herkes için tek bir doğru yoktur. Meslek seçiminde bireyin ilgi alanlarını, yeteneklerini ve hayattaki anlam arayışını göz önünde bulundurmak gerekir. Toplumun daha sağlıklı ve çok yönlü gelişebilmesi için, göz ardı edilen meslek alanlarına gereken saygıyı ve önemi yeniden kazandırmalıyız.

Yorum yapın