
-İlk kitabınız Eski Zaman Türkü’sünden kısa bir zaman sonra bu kez Dünyanın Bütün Karıncaları ile okur karşısına çıktınız. Kendinizi üretken bir yazar olarak tanımlar mısınız? Yazıyla ilişkinizi okurların da bizler gibi merak ettiğine eminiz.
Kendimi pek de üretken addedemem. Nedenine gelirsek, her ne kadar zamanla ilgili sıkıntılarım olsa da, hikâyeden yana zengin bir coğrafyada yaşadığım su götürmez bir gerçek. Ancak hikâyelerin çok oluşu da belli bir yerden sonra insanı seçiciliğe itebiliyor. Yani şöyle ki, yarattığım insan karakterleriyle yazma süreci içerisinde kuvvetli bir bağ kuruyor olmamdan kaynaklı, bu durum beni zihnen hayli yoran/üzen bir sürece dönüşebiliyor. Ayrıca işlediğim karakterler ve coğrafyalar hakkında çok fazla düşünüp dil ve üslup konusunda hayli kafa yoruyorum. Hal böyle olunca da kafamın içinde dolanan hikâyelere yetişemiyorum.
– Öykülerinizdeki kimi karakterlerin üzerine roman inşa edilebilecek kadar güçlü ve canlı olduğunu düşünüyoruz. Klasik bir soru olacak ama öykü türünde ısrarınızın arkasında ne yatmaktadır?
İşin açığı öyküde ısrarcı olduğumu düşünmüyorum. Şimdilik öykü yazmak bana çok çekici geliyor, hepsi bu. Bir de sanırım uzun uzun anlatmak yerine sözcük eksilterek yazmanın zorluğu da cezbedici geliyor olabilir. Ayrıca çok klişe olacak ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim, roman sayıyla kazanır öykü nakavtla. Ben şimdilik nakavt tarafını gerçekleştirmeye çalışıyorum.
– Kitabınızda farklı coğrafyalar ve karakterlere yer verdiğiniz gözlemleniyor. Örneğin açılış öyküsü Başlangıçların Annesi Filistin’e, ikinci öykü olan Buzdan Tuğlalar kentli bir kadının sıkışmışlığı ve yazma eylemine, Gölge aldatılan bir adamın çıkışsızlığına odaklanıyor. Bu bağlamda, ilk kitabınıza gelen olumlu/olumsuz eleştiriler sizi daha farklı “insanlık durumları” üzerine kalem oynatmaya itti mi?
Kesinlikle hayır. Ben, bana dokunmayan, duyarlılığıma işlemeyen hiçbir coğrafyanın ya da karakterin öyküsünü kaleme almaktan imtina eden biriyim. Yani ki, sipariş üzerine ya da popülist nedenlerle oturmam bir metnin başına. Yazacağım olay ve karakterler mutlaka ama mutlaka kalbimde ve zihnimde bir gedik açmış, beni huzursuz etmiş, üzmüş olmalı ki oturup yazayım. Başka türlüsü kabil değil.
-Her bir öykünüz üzerine soru sorulmayı hak etse de söyleşi kapsamını aşacağından, “Unutmayın Ha!” üzerine bir soru sormak isteriz. Hepimize bir uyarı gibi seslenen bir ismi olan öykü okurken insanı deprem sürecinde yaşadıklarına bir kez daha isyan ettiriyor, öfkelendiriyor. Politik duruşunuz kelimelerde insani bir duyuşla ve vicdanla birleşiyor. Temelde amacınız bu muydu ve edebiyat anlayışınızda siyasetin yeri nedir?
Bahsi geçen öykümde yaşadığımız büyük felaketin yansımalarını dramatize etmeden fakat felakette payı olanları da kendi üslubumca ortaya sermek, dayanışma duygusunu öne çıkarmak ve gayrı resmî tarihe edebiyat cephesinden incecikte olsa bir çentik atmak gibi niyetler güttüm. Yaptım/yapamadım orası okurun takdiri.
İkinci sorunuza gelirsek, yaşadığımız coğrafyada aldığımız nefes bile politikken, edebiyatın politikadan azade olmasını elbette bekleyemeyiz. Ancak ülkenin ve dünyanın politik gündemi ve söylemleriyle edebiyatınki aynı olmamalı. Benim edebiyat anlayışıma göre mademki insanı anlatmak gibi bir çabam var, o zaman ben de işe insanı anlamaya çalışarak başlamalıyım. Yalnız anlamaya çalışmanın da tek başına yeterli olmadığını, insanı anlamaya çalışmanın sizin de belli bir politik dünya görüşünüzün olmasını, insanı ve onun toplumla, üretim ilişkileri ve sınıfsal koşullarını da okuyabilmenizle ilgili olduğunu düşünürüm. Bireyi salt birey olarak ele alırsam, ekonomik, siyasal, kültürel, etnik kökenlerini görmezden gelirsem işte orada göstermek istediğimin eksik kalacağı kaygısı güderim. Yarattığım karakterleri (hangi köken ve sınıftan olursa olsun) kendi koşulları içerisinde çözümlemek ve edebi estetik anlayışıma göre yansıtmak gibi bir gaye içerisindeyim.
-Bu kitapta dilinizin daha da olgunlaştığını kendinize özgü deyişlerin okuru etkilediğini düşünüyoruz. Bir yazar olarak bu bağlamda yazınızın geleceğine ilişkin hedefleriniz var mıdır?
Dil, bizi kurmaca metinlerde gerçekliğe yaklaştıran en önemli unsurlardan biridir diye bi kanaatim var. Bu konuda çeşitli materyaller okuyarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Deyişler, onlar anlattığım coğrafya ve insan tiplemelerinin ağzı, gerekmedikçe öykülerimde aşırı kullanmamaya çalışıyorum. Şimdilik yazınımın nereye dönüşeceğini tam olarak kestiremiyorum ancak bildiğim yoldan, insanlardan devam etmek gibi bir düşüncem var.
Dikkatli sorularınız ve emeğiniz için çok teşekkür eder, esenlikler dilerim
