
Her fotoğrafın bir öyküsü var mıdır? Sanmam. İnsanın kendini bu kadar önemsemesi nefret ettiğimiz narsisizmi çağırır. Vesikalık fotoğraftan grup fotoğraflarına, hatta aile albümlerine kadar fotoğrafa bakma isteği duyduğum anlar yok denecek kadar az. Belki de hiç.
Donmuş kareler bana mutluluktan çok acı verir. Geçmişin hatırlanması kime saadet getirir ki?
Kimi fotoğrafların da arabı hep belleğimde kalmıştır, sanki onu karta bastırmaktan korkarım, belirsizlikler bütün dehşetiyle, çığlığıyla netleşecekler diye.
Unutamadığım fotoğraflar yok mu? Nice yazarı, şairi, besteciyi fotoğraflarından tanıyorum
Herkes gibi benim de sadece fotoğraflardan tanıdığım insanlar var.
Yıl 1985. Hem yazısını hem kendini sevdiğim Haldun Taner’in bir doğum günü fotoğrafı. Mutlu bir anın kimyasal tespiti. O gene gülüyor. Bütün hırtlıkları, hışırlıkları, kabalıkları, cahillikleri, ironi kalkanıyla savuşturmaya çalışan bir bilgenin yüz hatları.
Fotoğrafta Türkiye’nin çeşitli alanlarından, mesleklerinden tanınmış adlar var.
Yıldız Kenter, Aydın Gün, Emre Kongar, Selçuk Erez, Sevgi Sanlı, Mete Akyol, Mete Uğur, Şükran Güngör, Demet Taner ve ben.
Doğum günü olduğu için geçmişi unutmuşuz, gelecek diye bir kavramdan da haberdar değiliz.
Saatin kaç olduğunu bilemiyorum, acaba fotoğraf çekilirken Haldun Taner’e saat kaç dedim mi? O da saatine bakmadan bana zamanı doğru biçimde söyledi mi? Kuşkum yok…
Toplu halde hayatın kabaresinde, yazdığı bir oyunun gala sonrasında kuliste çekilmiş bir fotoğraf izlemi uyandırıyor bende.
Fotoğrafların bir eksiği vardır. Mutlaka o gün iyi müzik dinledik. Mutlaka iyi hazırlanmış küçük sandviçler yedik.
Onlar görünmüyor. Demek ki her fotoğrafa bir yorumcu şartmış. Artık toplu fotoğrafta Haldun Taner yok.
Bazı fotoğraflarda gülücükler zorlamadır değil mi? Flaş çakarken otomatik bir ağız yayılmasına rastlanır. Yapaylık rahatsız eder beni.
Oysa bu resimde her şey doğal, yalın.
Aynı Haldun Taner’in oyunları, öyküleri gibi.
Hayata bir bakışın, gülümsemenin ebedileşmiş karesi.
